Kırmızı Emperyalistler serisi tıpkı Zafer Malkoç’un kendisi gibi. Dürüstlük ve bitmeyen bir umutla hala kurtarılabilecek bir dünya olduğuna inanan bir insanın dışa vurmuş bir kavgası bu seri. Belki kendisiyle, belki de yenmeye çalışıp mecburiyetten kabul ettiği ama kaleyi içten fethetmeye niyetlendiği sistemle, emperyalizmle…
Zafer Malkoç’un Kırmızı Emperyaslistler Serisi’nin devamı niteliğindeki bu sergi onun gibi yapıtlarıyla sert söylemler yaratıp, izleyicide ciddi soru işaretleri yaratan gerçekliğin bambaşka bir yolu. İzleyende farkındalık oluşturacak, kendini, kim olduğunu varlık nedenini sorgulatacak, bugünün dünyasına yepyeni ve apayrı bir gözle baktıracak realist resimler!
Kırmızı Emperyalistler serisi 2013 yılında Malkoç’un bir takım fikir ayrılıklarına düşmesi ve kendini istemsiz ve bilinçsizce ama bilinç ötesinin ona kurguladığı yol ile sahte bir realitede bulmuş ve bu seriyi üretmeye başlamıştır. Malkoç’un eserlerinde realist yaklaşımını, farklı kimlikleri, başka başka imgeleri görebilir ve kendinizce bir anlam yaratma çabasına girişebilirsiniz. Bu eserleri gördüğümde bende yarattığı hissi size tarif etmem imkansız. Hepsi bir arada bir Nadire Kabine’si şeklinde duvardayken yarattığı şey tam olarak bir bombardıman hissi. Bembeyaz bir duvar ve kırmızın ayrı ayrı tonları. Kimileri çıplak bedenler ve şuh kahkahalar, kimileriyse derin bir melankoli ve sessizliğe bürünmüş donuk bakışlar.
Malkoç, Emperyalizmi şu şekilde tanımlar ve diler getirir. Ona göre;“Fransızca ‘imperialisme’ kelimesinden Türkçe’ye geçen bir sözcüktür. Bir devletin, diğer devletler aleyhine genişlemesi, onları siyasal ve ekonomik egemenliği altına almasına dayanan yayılmacı politikalar izlemesidir. Günümüzde daha çok söz konusu olan İktisadi Emperyalizm’dir. İktisadi Emperyalizm, sanayi devriminin ortaya çıkarttığı bir sonuçtur. Bir yandan yabancı ülkelerdeki ham madde kaynaklarını, diğer yandan da dış pazarları ele geçirme amacı güder. Böyle bilgiyi öğrendikten sonra, benim için de , çağdaş emperyalizm bukalemun gibi renk değiştirir bir hale gelmiştir.” Emperyalizmin fonetiğini ve gramerini kendine tanımlamış ve bu tanımı tuvallerine aktarmıştır.
Malkoç’un son dönem eserlerine baktığımızda genellikle içerik ve form açısından akrilik boya ile çalışmakta ve konularında ise çoğunlukla insan ve hayvan figürleri yer almakta, bu yan yana duran figürleri alan derinliğine önem verip kullanarak da asıl meselesi olan bugünün görünür ama söylenmez problematiğini dile getirmektedir. Tuvallerinde realizmin en koyu hali görülen sanatçı aslında sadece kendi gözüyle gördüğü bugünün dünyasından kareleri bize sunmaktadır. İçerik olarak ilk baktığınızda direkt bir dikta rejimi görmeseniz de indirekt olarak bunu göstermektedir. Bugünün kaotik ve eklektik dünyasında hayatta kalmanın yollarından birisi sayılan kapitalizm sanatçının eserlerinde kırmızı rengin yoğunluğu, kadın modeller, teller ve balıklar gibi farklı imgelerle görünür ve realits bir biçimde var olmaktadır.
Kırmızı öyle yoğun ki neredeyse kan gibi olmuş magenta. Danışıklı dövüş gibi düşünülmüş kırmızının itici ve çekiciliğini bir arada görebileceğimiz tuvaller! Kırmızı renk alabildiğine sıcak, sıcağın rengi olduğu kadar da ateş. Aynı ateşi, harı emperyalizmde de bulabiliriz. Dolaylı yoldan bir albenili ile düşünülmüş estetik kırmızı renk, aslında cinsellik, özgürlük, baskı, halklar arasındaki kaos, kan, global bir emperyalizm ve uzlaşının olmadığı bir zamandan söz eder. Estetik kaygılar güderek resme baktığınızda, gerek modeller, gerekse renk ve kompozisyon açısından ilginizi çeker ama aslında bilinç ötenize gönderdiği şey farkında olmadan hissettiğiniz rahatsızlık yani ‘aslında görmek istemediğiniz gerçekliktir’. Gerçeğin bu derece çekici oluşu sizi büyülerken aynı anda tedirgin bir hisle irkiltmek ister sanatçı sizi, gözü açık seyirciyi yerinden etmeyi başarabilir sadece kırmızın tuvale vurulmuş bir haliyle!
Malkoç’un resimlerinde gördüğümüz modellere gelirsek eğer, sanatçı nadiren erkekleri çoğunlukla kadınları model olarak kullanmayı tercih etmiştir. Peki, tamam ama neden kadın modeller? Üstelik bazıları nü ve bazıları çıplak değilken, neden? Sanatçının resimlerinde gördüğümüz kadınlar kapitalizm ve emperyalizm dünyasının en altta yer alan parçaları, sözde güç göstergeleri gibidir. Sözünü ettiğimiz dünyada var olan kadın, o’na ulaşılması için gözünü enva-i çeşit hırs bürümüş insanlar için sadece bir nesneden ibarettir. Çok basit şekilde şöyle bir dünya düzeni düşünün, paranız varsa en güzel arabalar sizin olur, en güzel semtlerde yaşarsınız, çok zengin arkadaşlara sahip ‘sahte’ bir çevre ve sistemin, sermayenin en güçlü ve ağrı basan tarafı da buradadır ki toplumda yer alan tek tipleşmiş ‘en güzel kadınlar’ da sizinledir. İşte kapitalizm ve emperyalizm çarkının dişlisi ağır ağır hissettirmeden böyle döner. Malkoç da bu nedenle eleştirisini yaptığı sistemi ele alırken en temele inmiş ve kadın modeller kullanmıştır. Modellerin nü ya da kıyafetli olmaları hiç önemli değildir çünkü onlar sistemin içinde yok olmaya yüz tutmuş objelerden ibaretlerdir sadece.
Karakterler karakterler… Aynı yüze ve bedene sığınmış bambaşka kimlikler. Bu eserleri izledikçe geçici bir algı kaybı ve baş dönmesi yaşayabilir ve tam düşecekken yeniden kendi gerçekliğinize dönüp bir halüsinasyonun ve realitenin sorgulamasına girişebilirsiniz. Tuvallere bakarken yaşayabileceğiniz şey işte bu. Sakin, tutunun, düşmeyin ve kendi gerçekliğinizden korkacaksanız izlemeyin! Sanatçı aynı anda birden fazla ruh halini gösterir bize. Çarpık ve sahte ilişkiler, ironik hisler, histerik duruşlar, ,sosyopat haller, donuk seksapaliteler, duruşlar, bakışlar, şuh kahkalar, bağırma ve yakarışlar. Bir kişi aynı anda kaç duyguyu bir hissedebilir? Yaşadığımız çağ bir imge çağı. İmgenin gözünüzü kapatsanız bile zihninizden kaçıramayacağız dönemi. Her gün sistemin içinde o kadar çok görüntüye maruz kalıyoruz ki duygu durumumuzu, kim olduğumuzu, neyi-nasıl yaşadığımızı, hepsinden önemlisi özümüzü unutuyoruz. Yerelliğini ve kendini unutan bir insandan daha ne olur ki? İçi boşaltılmış ve sistemin tep tipleriyle doldurulmuş bir padalya gibi kalır öylece.
Dile pelesenk olan teller sarmış dört bir yanı! Sanatçının tuvallerinde gördüğümüz bir diğer imge ise tellerdir. Tel kelimesini ilk duyduğunuz anda zihninize akan görüntü belki bir settir, duvardır. Belki de bir sınır. Sanatçı tellerde, sınırlandığımız, kanılarımızı özgürce ifade etmekten yoksun bırakıldığımız bir engeli, renkli, başkalaşmış bir biçimde bize aktarır. Çark, her döndüğünde dar ve sınırlı kalıplara iter sizi ve ne sesinizin çıkmasına izin verir ne de soluğunuzun duyulmasına. Tek duyulan çarkın tık tık tık dönüş sesidir. Tık tık tık…
Önemli imgelerden bir diğeri ise balıktır. Hayvan ve insan etkileşimini resimlerinde yoğunlukla gördüğümüz sanatçı için balık bambaşka bir anlam ifade etmektedir. Ne demektir balık? Neyi ile bilir, hatırlarız onu? Zihin. Yoksun, sıfır, içi boşaltılmış belki de üç saniyeden fazlası hiç olmamış. Bir insan düşünün balık gibi, balık hafızalı yani. Daha da kötüsünü aklınıza bile getirmeyin! Ya bir toplum? Balık bugünün Türkiye’sinin bir sembolüdür. Malkoç’un resimlerinde gördüğümüz kimi göğüs uçlarında, kimi vajinada, kimi gözlerde, kimi ise dudaklarda biten balıklar hep bir durumu simgeler. Cinsel şiddet, fikir çatışmaları ve aktarım sansürleri, oto kontroller, saygı duy(a)mama, yalan beyan tutulmamış sözler, terörizm, din ve siyaset ayrılıkları… Heterojen ve eklektik bir toplumun gelişmişlik seviyesine göre kapitalizm etkisi altında kaldığı durumlarda ortaya çıkan sonuçlar. Çoğulcu kültürler ve kimliklere sahip insanların din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı göstermeksizin huzur içinde yaşayabilmeleri için ne gerekir? Pozitivist bir yaklaşımla aranan tek şey empati kurma yeteneğiyle birlikte bir saygıdan ibarettir. Ancak her gün bu sorunlardan bir yenisi daha yaşadığımız bu ironik toplum içinde ya bu sisteme itaat ederek yaşarsınız ya da onu kabul etmeyerek sisteme karşı direnirken yok olur gidersiniz.
Zafer Malkoç yaptığı gerçekçi tuvalleri ile bizi bugüne, sorgulayacağımız eleştirel bir evrene götürüyor. Onun resimlerinde, bugünün dünyasında herkesin gördüğü, farkında olduğu ama dile getirmekten çekindiği bir dünya düzenini görüyoruz. Her bir tablosu bir sorunun başka yönlerini gösterir nitelikte. Emperyalizmin en ağır tarafından ele aldığı eserleri izleyici de bir kayaya çarpma etkisi yaratıyor. En dramatiği de sanatçının etkilendiği en büyük gerçeklik bugünün bilinç ötesindeki karanlık dünyasında aslında bilinmezlikle ortaya çıkan karamsar realite.
Gözler donmuş, nereye bakıyor? O bakışın içinde bir anlam var mı cevap verilebilecek? Ya da bir ad var mı öteki olmaktan beriye getirebilecek?
Evet şimdi, hala bir umut var mı - sömürüden, karanlıktan uzak - ışığa bakılacak?
Melike Bayık
Galeri Eksen Balat Art & Artist House
Ayan Caddesi No:32 Balat / İstanbul
0212 327 3499
info@galerieksen.com
www.galerieksen.com