Türkiye’de yaklaşık 1 milyon 300 bin kişi akdeniz anemisi olarak bilinen talasemi hastalığında taşıyıcı durumda. 4 bin 500 kişi ise hastalık nedeniyle tedavi görüyor.

Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. F. Deniz Sargın, 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü nedeniyle açıklama yaparak hastalığa dikkat çekti. Prof. Dr. Sargın, “Birçok erişkin talasemi taşıyıcısı yanlışlıkla demir eksikliği anemisi tanısı ile tedavi edilmektedir. Talasemide gereksiz demir tedavisi vücutta demir birikimine ve organ bozukluğuna yol açabilir. Bu nedenle erişkinlerde çeşitli nedenlerle talasemi ile beraber olabilecek demir eksikliği anemisi saptanmadıkça demir tedavisinden kaçınılmalıdır” dedi.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Fatma Deniz Sargın, 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü kapsamında Akdeniz anemisi ve demir eksikliği anemisi hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Sargın, Akdeniz anemisinin en sık görülen şeklinin ‘Beta Talasemi’ olduğuna dikkati çekerek “Akdeniz anemisi (kansızlığı) adı ile bilinen talasemi hastalığı anne ve babadan çocuklara kalıtsal olarak geçen bir kan hastalığıdır. Türkiye’nin de içinde olduğu Akdeniz ülkelerinin önemli bir sağlık sorunudur. Hastalık kırmızı kan hücrelerimizde yer alan hemoglobin denilen ve dokularımıza oksijen taşıyan molekülü oluşturan globin zincirlerinden birinin yapımında yetersizlik veya bozukluk sonucu ortaya çıkar. Hangi globin zinciri etkilenmişse talasemi onun adıyla anılır. Örneğin beta globin yapımında bozukluk beta talasemiye, alfa globin zincirinde bozukluk alfa talasemiye neden olur” diye konuştu.

“ERİŞKİNLERDE BETA TALASEMİ TAŞIYICILIĞI YÜKSEK”

Talaseminin hastalık oluşturan ağır belirtilerinin çocuklukta kendini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Sargın, şöyle devam etti: “Erişkinlerde ise beta talasemi taşıyıcılığı daha sıktır ve belirti vermeden, genellikle başka nedenlerle yapılan kan tetkikleri sırasında ortaya çıkabilir. Ülkemizde beta talasemi taşıyıcılığı ortalama yüzde 2.1 civarındadır. Bu oran farklı bölgelerde yüzde 13’e kadar yükselmektedir. Akdeniz, Ege ve Trakya bölgeleri taşıyıcılığın yüksek olduğu bölgelerdir. Taşıyıcılarda hafif derecede kansızlık bulunur. Bu kişilerin kan sayımlarında hemoglobin, eritrosit sayısı, ortalama eritrosit hacmi (MCV), ortalama eritrosit hemoglobin konsantrasyonu, eritrosit dağılım genişliği (RDW) gibi kan sayım parametreleri demir eksikliği anemisine benzer.”

“YANLIŞ TEDAVİ ORGANLARA ZARAR VEREBİLİR”

Prof. Dr. Sargın, talasemi ile demir eksikliği anemisinin karıştırıldığını ifade ederek, şu bilgileri paylaştı: “Genel olarak talasemileri demir eksikliği anemisinden ayırt etmek için serum demir ve depo demir ölçümleri yapılmalıdır. Birçok erişkin talasemi taşıyıcısı yanlışlıkla demir eksikliği anemisi tanısı ile tedavi edilmektedir. Talasemide gereksiz demir tedavisi vücutta demir birikimine ve organ bozukluğuna yol açabilir. Bu nedenle erişkinlerde çeşitli nedenlerle talasemi ile beraber olabilecek demir eksikliği anemisi saptanmadıkça demir tedavisinden kaçınılmalıdır.”

“HALSİZLİK, ÇABUK YORULMA, SAÇ DÖKÜLMESİ”

Talasemi tedavisinde birçok yöntemin olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sargın, sözlerine şöyle devam etti: “Talasemi eğer ağır hastalık oluşturmuş ise çocukluk çağından itibaren ilgili hekimlerle zaman geçirmeden tedavilerine başlanır. Bu tedaviler kemik iliği nakli ve gen tedavilerine kadar geniş kapsamlıdır. Erişkin yaşa gelmiş talasemi taşıyıcıları ise genellikle fazla belirti vermezler, kan transfüzyonu gereksinimleri yoktur. Bu grupta yer alan kişilerde öncelikle denetimsiz ve gereksiz demir tedavisinden kaçınılmalıdır. Başka nedenlerle gelişen demir eksikliği anemisi talasemiye eşlik edebilir. Bu nedenle demir eksikliği anemisinin halsizlik, çabuk yorulma, hareketle artan çarpıntı ve nefes darlığı, tırnak kırılması, saç dökülmesi şeklinde belirtileri ve laboratuvar bulguları varsa demir tedavisine öncelik verilmesi ve nedeninin araştırılması gerekir. Talasemi taşıyıcılarında aşırı kırmızı kan hücre yapımı nedeniyle kemik iliğinin fazla kullandığı folik asit eksikliğini önlemek için folik asit takviyesi yapılması önerilir. Talasemi taşıyıcıları için normal beslenme önerilir.”

KANSERLE BAĞLANTISI BULUNMUYOR

Prof. Dr. Sargın, talasemiden korunmak için öncelikle toplumun farkındalık kazanması gerektiğine dikkati çekerek sözlerini şöyle noktaladı: “Talasemi hastası olan bir kişi normal bir kişi ile evlenirse çocukları taşıyıcı olur. Taşıyıcı bir kişi ile evlenirse her bir çocuk için yüzde 50 taşıyıcı, yüzde 50 hasta olma olasılığı vardır. Toplum eğitimi önemlidir. Bu konuda yapılan ve hastalığın farkındalığını sağlayan etkinlikler yararlı olmaktadır. Ülkemizde özellikle evlenecek çiftlerin taşıyıcılık açısından değerlendirilmesi düzenli yapılmaktadır. Taşıyıcı anne ve baba olma durumunda genetik tanı merkezlerine yönlendirilerek gebelik öncesi gerekli tetkiklerin yapılması sağlanmalıdır. İki taşıyıcı evliliği söz konusu ise çiftler mutlaka gebeliğin erken döneminde (ilk 2 ay) doktora başvurmalıdır. Talasemi genetik bir hemoglobin bozukluğu olup kanserle bağlantısı yoktur.”