Prof. Dr. Tarhan: “31 Mart’ı doğru analiz etseydik, 100 seneyi kaybetmezdik”

“Yeni bir derin devlet oluştuysa ve halka operasyonla seçimleri iptal planları varsa bu planları akamete uğrar”

Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) ve Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği (ASSAM) iş birliğinde 15 Temmuz destanının 4. yıldönümünde “Politik Psikoloji Bağlamında Darbeler” başlıklı panel gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ülke ve toplum olarak geçmişte yaşadığımız darbelerden mutlaka ders alınması gerektiğini vurguladı. “15 Temmuz’u analiz ettiğimiz gibi 31 Mart’ı analiz etseydik, oradan doğru sonuçlar çıkarsaydık Türkiye 100 senesini kaybetmezdi” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Şu anda yeni bir derin devlet oluştuysa ve bu yeni derin devletin halka operasyon yaparak seçimleri iptal edeceği şeklinde planları varsa bu planları akamete uğrar. Zamanın ruhu buna aykırı bunu görelim” ifadelerini kullandı.

Üsküdar Üniversitesi, Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) ve Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği (ASSAM) işbirliğinde 15 Temmuz destanının 4. yıldönümünde “Politik psikoloji bağlamında darbeler” paneli gerçekleştirildi.

Prof. Dr. Mehmet Zelka: “15 Temmuz menfur hareketi, en planlı, en yaygın ve zararı en büyük hadiseydi”

Covid-19 önlemleri çerçevesinde sanal bir ortamda çevrimiçi olarak gerçekleştirilen panelin selamlama konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, 15 Temmuz menfur hareketinin darbeler tarihi içerisinde en planlı, en yaygın ve amaç bakımından da en kapsamlı, zararı da en fazla olan harekâtlardan biri olduğunu söyledi. 15 Temmuz darbesinin diğerlerinden farklı bir yönü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Zelka, “Bu sadece Türkiye’nin yönetimin değiştirilmesi meselesi değildi. Türkiye’nin istiklaline, istikbaline yönelik bir harekâttı. Bu Türkiye’ye 400 milyar doların üzerinde mali yük getiren, ekonomiyi sıkıntıya sokacak ve yöneticilerin, Cumhurbaşkanımızın Başbakanımızın canına kastedecek kadar büyük bir harekâttı. Ama şükürler olsun ki insanlarımız tek bir yürek halindeydi. 15 Temmuz içerisinde bütün vatandaşlarımızın siyasi yelpazenin genelinde hepsinin, memleketin siyasetine sahip çıkmaları çok önemliydi” dedi.

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “15 Temmuz, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını hedef aldı”

Selamlama konuşmasının ardından panele geçildi. Panelistlerden Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı, Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan 15 Temmuz darbe teşebbüsünün önceki darbelerden farklı olarak sadece bir kesimi değil, toplumun her kesimini hedef aldığını söyledi. Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Aslında tam anlamıyla, terör dehşet ortamı yaratıldı. Türkiye bugüne kadar çok darbe gördü ama böyle bir şey görmedi. Daha çok spesifik siyasilere yönelik eziyet söz konusu olurdu. Bir tanımlaması vardı insanlarda, bu solcu, bu ülkücü bu İslamcı gibi tanımlamalar vardı. Ama bu darbenin ortaya çıkardığı eziyet, zulüm kitlesel bir şey, yani herkesi hedef aldı. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını hedef aldı ve darbenin olduğu gece aslında hep beraber zulme uğradık” dedi.

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Herkesin mücadele ettiği bir ortaklaşma oldu”

15 Temmuz’un devlet açısından da insanlar açısından da büyük bir travma olduğunu kaydeden Arıboğan, “Çünkü her şeyden önce 15 Temmuz meselesi bir güven yıkılmasına yol açtı. Devlet zorda kaldığı zaman halk için bir sığınma yeridir. Yani devlete sığınırsınız. 15 Temmuz olduğunda da devleti görmek istedi insanlar. Yani ne zamanki Sayın Tayyip Erdoğan çıktı konuştu o zaman Türkiye’nin ruh hali değişti. Ondan sonra bir mücadele de başladı. Yani işgale uğramış bir halk noktasına geldik. Açıkçası kendi adıma şöyle de düşünüyorum… O kadar Türkiye kutuplaşmış, o kadar ki bir grup diğerinden nefret ediyor. Yani bu ülke düşman işgaline uğrasa ülkenin yarısı düşmanı tutacak hale gelmiş diyordum. Yani o kadar bir kutuplaşma vardı. Fakat bu 15 Temmuz ile birlikte birbirinden çok farklı insanların da bu konuda ne kadar dirençli olduğunu gördük. Belli bir partinin sokakta olduğu gibi bir şey yok. Ne olduğu anlaşıldığı andan itibaren o grupla yakınlığı olmayan herkesin mücadele ettiği bir ortaklaşma oldu. Yenikapı ruhu dediğimiz şey o” diye konuştu.

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Geleceğe güvensizlikle bakılmıyor”

Ülkesini koruyabilen bir devlet varlığı duygusunun önemli bir şey olduğunu kaydeden Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Şu anda Türkiye genel olarak içine kapalı memnuniyetsiz değil, özgüveni yüksek bir ülke. Üstelik ekonomik sorunlarla mücadele ediyoruz. Pandemi ile mücadele ediyoruz. Ama geleceğe güvensizlikle bakılmıyor. Anketlere bakıldığı zaman da işini kaybetme olasılığı olabileceğini düşünüyor, ekonomisinin daralacağını düşünüyor ama nihai noktada “ümitliyiz devlet çözer” diye düşünüyor. Bu duygunun hala devam ediyor olması önemli diye düşünüyorum. Cumhurbaşkanımız da söylemiş geleceğimize sahip çıktık diye. Gerçekten 15 Temmuz askeri darbesi başarılı olsaydı Türkiye açısından Türkiye Cumhuriyeti’nin bir geleceği olmazdı. Başka birtakım birimlerin geleceği haline gelebilirdi. Bunun durdurulması çok önemli oldu” dedi. Bugün gelinen noktada 15 Temmuz travmasının büyük ölçüde atlatıldığını düşündüğünü kaydeden Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Zaman zaman bunu hatırlıyoruz. Bu darbenin ötesinde bir şeydi, çok ağır bir savaş açtılar Türkiye’ye, büyük bir terörist savaş açıldı Türkiye’ye darbenin çok ötesindeydi diye düşünüyorum. Kişileri siyasileri de değil bence bütün Türkiye halkını karşısına almış olan bir savaşla Türkiye mücadele etti ve güçlü bir liderlikle, Erdoğan’ın liderliğiyle bu süreçten çıktık. Bu da önemli bir şey zaten Halk da bunu kendisine yönelik ilgisine desteğine, Ak Parti’den ve siyasilerden bağımsız olarak da gösterdi” dedi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “31 Mart’ı doğru analiz edilseydi Türkiye 100 sene kaybetmezdi”

Panelistlerden Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan da 15 Temmuz darbe girişiminden alınan dersler olduğunu belirterek tarihimizdeki geçmiş olaylardan dersler çıkarmış olsaydık belki de bugün 15 Temmuz gibi darbe girişimlerinin yaşanmayabileceğine dikkat çekti. Acılar, darbe ve travma gibi hayat olaylarının büyümenin bir parçası olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toplum olarak darbe ve demokratikleşme, çağı yakalama, olgunlaşma sürecinde bir döneme takılıp kaldığımızı belirterek “Bu olgunlaşma sürecinden daha üst bir seviyeye geçebilmek için, demokrasinin yedi evresi var. Yedi evrenin üçüncü, dördüncü evresinde takılıp kalmıştık. Yani milli iradenin emrine ordumuz bir türlü girmiyordu ama bu musibet bizi en çok neyi öğretti biliyor musunuz? Artık biz bütün dünyada otokrasi değil, demokrasinin önemli olduğunu öğrettik. Mesela biz 31 Mart olayını doğru okusaydık, birçok olayı bugünlere getirmezdik. Aynı 15 Temmuz’u analiz ettiğimiz gibi 31 Mart’ı analiz etseydik ve oradan doğru sonuçlar çıkarsaydık, Türkiye 100 senesini kaybetmezdi. Bu söylediğim büyük bir iddia” dedi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Ordu, neden 10 gün bekledi?”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sözlerine şöyle devam etti: “31 Mart’ı niye okuyamadık? O dönemde büyük bir sultan var. Büyük bir imar faaliyeti yapmış. Demiryolunu düşünün. Medine’ye kadar demiryolu gitmiş. Tıbbiyeyi Şahaneler kurmuş ve bunu yaparken manevi cihat gibi yapmış bu hizmeti. Bunu yaparken otoriter metotlar kullanmış. Bu kadar iyi şeyler yaparken otoriter yöntemleri tercih etmiş. Operasyonlarla korku atmosferi oluşturmuş. Korku iklimi oluşturmuş, bu iklimle 33 sene ayakta tutmuş ama yetiştirdiği gençler, İttihat ve Terakki onu yıkmış. Neden yıkmış? İşte burada darbelerden çıkarılacak dersler. Yetiştirdiği gençler ne diyor? 31 Mart’ta atılan sloganları düşünelim. Bir grup uhuvvet, hürriyet, müsavat, adalet, eşitlik diyor. Bir grup da irtica diyor. “Şeriat isteriz” diyor. Dini duyarlılığı olan bir padişah var. Bir grup çıkmış şeriat istiyoruz diyor. Sanki şeriat meşrutiyet karşıtı bir hareket oluşmuş. Sanki meşrutiyet İslam’a karşı gibi bir tepki ortaya çıkmış o dönemde. 31 Mart, 10 gün sürüyor. 10 gün sürdüğü halde 1. Ordu, Selimiye’de 10 gün duruyor. Çok güçlü bir ordu, bunu çok rahatlıkla bastırır. Neden bastırmıyor? Şu anda tarihçilerin kanıtlayamadığı bir durum var. Biz politik psikoloji açısından ele alıyoruz olayı. Neden ordu duruyor ve orada şeriatçılık sloganları atılıyor. Meşrutiyet 1876’daydı. O zamanki şartlarla Abdülhamit, meclisi ıskat etti ve 30 sene devleti yönetti. Osmanlı derin devleti 2. Meşrutiyeti tekrar askıya almak için halka bir operasyon mu çekti? Halkın içerisinde tekrar eski düzeni isteyen grupları harekete geçirip sokağa çıktı.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Osmanlı derin devleti ele alıp yaptı”

Tam 31 Mart’ın sonuçları alınacakken Hareket Ordusu çıktı. Çünkü darbelerle sonuç alınamayacağını zamanın ruhu, o zaman da böyle bir şeye müsaade etmiyordu. Halkta gençlerde karşılığı yoktu. Gençlerde karşılığı olmayan bir şeyi Osmanlı derin devleti ele alıp yaptığı için Hareket Ordusu ortaya çıktı. Mehmet Şevki Paşa gibi dirayetli birisi toparlayabildi. İstanbul’a gelip 10 gündür bastırılamayan darbeyi bastırıyor ve Abdülhamit’i bir şekilde saltanatına döndürülmesine heveslenen operasyon geri tepiyor. Buradan da dersler çıkarılmalı.”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Geçmişteki darbelerde de halka operasyon yapıldı”

Halka operasyon yapılmasının geçmiş darbelerde de olduğunu belirten Tarhan, “Halka operasyon yapılması 27 Mayıs’ta da oldu. 28 Şubat’ta oldu. Bunları konuşalım. 28 Şubat’ta toplumun bir kesimini kontrollü olarak gerilimin stratejisiyle kitlesel düşman ilan ettiler. Dindar insanları. Ve aslında 15 Temmuz’da gösterilen tepkinin arka planında toplumun her damarından kesim vardı. 15 Temmuz sonrasında panik bozukluğu olan bir hastam gelmişti. O gece sokağa çıktığını anlattı. 12 Eylül darbesinde 12 yaşında olduğunu ve o dönemde babasının cezaevinde işkence gördüğünü, o dönemden beri de darbelere karşı tepkisi olduğunu dile getirdi. Sol kesimler, özgürlükçü kesimler, dindar kesimlerde darbeye karşı bir antikor oluştu ve bunun sonucunda da toplumsal bir tepki oldu. Sayın Cumhurbaşkanının karizmatik liderliği ortaya çıktı ve olay çok şükür toplumun ve milli iradenin lehine sonuçlandı ” dedi.

Şu anda Türkiye’de derin devletin var olup olmadığını bilmediğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Şu anda yeni bir derin devlet oluştuysa ve bu yeni derin devletin halka operasyon yaparak seçimleri iptal edeceği şeklinde planları varsa bu planları akamete uğrar. Zamanın ruhu buna aykırı bunu görelim” dedi.

Adnan Tanrıverdi: “Eğer bir darbe daha görmek istemiyorsak siyasi istikrara ihtiyacımız var”

Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyesi, Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi ise darbelerin dayanaklarından birinin siyasi istikrarsızlık, koalisyon dönemleri olduğunu belirterek darbelere karşı en güvenli sistemin başkanlık sistemi olduğunu söyledi. Tanrıverdi, istikrarın korunmasının önemine işaret ederek şunları söyledi:

“Başkanlık sistemini, istikrarı sağlayan en iyi sistem olarak görüyorum. Darbecilere ve darbecilere imkân veren yasal mevzuat olmaması lazım. Devletin ve milletin genel manevi değerlerine ters, ideolojik kadrolaşmaya bürokraside imkân vermeyecek düzenlemeler yapmak lazım. Eğer bir daha darbe görmek istemiyorsak mutlaka siyasi istikrara ihtiyacımız var. Yasal mevzuatımızı gözden geçirelim. FETÖ’nün örgütlenmesi, hücre sistemi. Hücre sistemi örgütlenmede beş kişi bulunur. Birisi liderdir, diğerleri hücrenin üyeleridir. Hiçbiri birbirini tanımaz. Bu hücrelerden salkımlar oluşur. Her hücrenin lideri bir üstte bir hücre daha oluşturur. Dolayısıyla FETÖ böyle hücrelenmiş. Bu hücreleri de hem silahlı kuvvetlerin hem yargının hem de bürokrasinin içerisine yerleştirmiş. Ondan sonra bunlara yukardan talimatı vermiş, hepsi harekete geçmişler. Bir bakıyoruz ki uçağın pilotu geliyor meclisi bombalıyor. O nedenle bürokrasi içerisinde ideolojiik kadrolaşmalara imkân veremeyecek hem yönetim sistemi hem mevzuat sistemimizin olması lazım.”

Adnan Tanrıverdi: “15 Temmuz, istiklal mücadelesi kadar önemli bir mücadeleydi”

15 Temmuz’un her iki yönden çok önemli olduğunu vurgulayan Adnan Tanrıverdi, “15 Temmuz istiklal mücadelesi kadar önemi bir mücadeleydi. Yani halkımızın tamamının katıldığı, bu milletin yetiştirip ama dış güçlerin kontrolüne girmiş olan, psikolojik bozukluğu olan askerlerin devletin silahlarıyla milletin üzerine meclisin üzerine silah yağdırdığı, Cumhurbaşkanımızın çağrısına uyan halkın gayretiyle bastırılmış, durdurulmuş kısa zamanda kontrol ele geçirilmiş fevkalade önemli hem hain bir darbe girişimi hem de istiklal harbi kadar önemli bir mücadele ile önleme girişimi olan bir tarihtir” dedi.