Yusuf Zengin
Yusuf Zengin

Çatalhöyük’de bir turist...

Konya'nın meşhur etli ekmeği ile geçirdiğimiz öğle yemeğinden sonra Mevlana'nın türbesini ziyaret ettik. Ney sesi eşliğinde gezdiğimiz türbede insan farklı uç duyguları yaşıyor o sufi alemde.

Akşam ise yine yöresel fırın kebabı ve ondan sonra Semah gösterisi gerçekten şehrin bütününe uygun detaylardı. İkinci gün ise erkenden yollara düşüp bir saatlik uzaktaki Çatalhöyük'e gittik. Bu isim hepiniz gibi benim için de aşınaydı ama sadece o kadar. Otobüsümüz bir dağın başı diye tabir edebileceğimiz kırsalın ucunda durdu. Etrafta yerleşim birimleri yok. Bir köşede adına müze bile diyemeyeceğimiz bir bina. Üstelik bu binada beklediğiniz değerli taşlar, kalıntılar yerine onların fotoğrafları var.

Sonra, çadırla örtülmüş kapalı bir alanda yıllar önce kazılmış bir yerleşim birimiyle karşılaşıyorsunuz. Birbirine bitişik ve hatta sıkışık biçimde yaşayan zamanın insanları ilginç bir yaşam sürmüşler. Ölülerini evlerinin içine gömmüş, koskoca arazi dururken 100 metrekarede iki, üç aile birlikte yaşamışlar. Sadece bunları birbirlerinden küçük duvarlar ayırmış.

Aslında Çatalhöyük'le ilgili anlatacak belki çok şey var. İlgilenenler internette küçük bir araştırmadan sonra istedikleri dilde bununla ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirler nasıl olsa. Benim asıl diyeceğim orada bulunan bizim gibi diğer turistlerdi.

Yaş ortalaması 60'larda olan ve dünyanın bir diğer ucundan kalkıp geldikleri her halinden belli olan bir dolu insan. Gerçekten ilginç. Burnumuzun dibindeki Topkapı Sarayı'nı bile layığıyla gezememiş insanların milyonlarca olduğu ülkemizin ortasında bir yerlerde onlarca turist harabeleri geziyor ve büyük bir ciddiyetle not alıp fotoğraf çekiyor.

İşte kültür merakı böyle bir şey olsa gerek. Aradan geçen 15 dakika sonra hepimizin ilgisi dağılmış ve belki iki kazı yeri daha olduğunu duysak ilgilenmeyecek durumdayız. Bir çay bahçesine kendimizi zor attığımızda o yaşları bizim iki katımız olan insanlar gezmeye devam ediyor. Hepimizden daha ilgili, hepimizden daha ciddi bir biçimde.

Belki, dünyanın öbür ucundan geldikleri için orada bulundukları anı değerlendirmek istediklerini düşünebilirsiniz. Buradan Mısır'a gitmiş bir Türk'ün de yerel halka oranla piramitleri daha bir hevesli gezdiğini öne sürebilirsiniz. Ama yine de burnumuzun dibindeki bir medeniyeti 60-70'li yaşlardaki insanların bu coşku, heyecan ve merakla incelemelerinin tek sebebi bence aradaki kültür ve kültüre bakış farkı.

İşte Onur Air gibi, Atlas Jet gibi, Pegasus gibi şirketlerin açtığı bu hatlar sayesinde Türk halkı kendi ülkesindeki kültürüyle tanışacak. Eşini alıp Mardin'i, Konya'yı gezmek artık ütopya olmaktan çıkacak. Bir ülkenin kültürünün gelişmesindeki en önemli etkenlerden birisi de ulaşım kolaylığıdır şüphesiz. İşte özel havayolu şirketlerinin varlığını ve önemini anlamak için en somut örneklerden biri daha.

YAZARIN DİĞER YAZILARI