Yusuf Zengin
Yusuf Zengin

Çeşme polisinin gazeteci düşmanlığı

Yaz gelince büyük çoğunluk gibi birkaç gün tatil yapmak amacıyla ailece Çeşme Ilıca'ya gittik. Bu tarihlerde oralar olabildiğince yoğun olduğundan trafik de İstanbul'u aratmayacak cinsten. Tüm yollardaki 70 km. hız tahdidi harfiyen uygulanıyor. Son yıllarda bu yollardaki ölümlü kazalar sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü bir dizi önlem almış ve işleri sıkı tutuyor. En azından Çeşme içinde kurallar ülkenin başka herhangi bir yerinde olmadığı kadar iyi işliyor. Emeği geçenleri tebrik ederim.
Bu yoğun trafik içersinde ben de aracımı herkes gibi Ilıca'da Sokak aralarını araya araya bulduğum bir yere park ettim. Bir araçlık boşluğa girebilmek için de kaç manevra yaptığımı hatırlamıyorum. Çünkü dedim ya yer gök araba olmuş, park edecek yer yok. Hani bir otopark olsa koyacağım. Ama yazlık yerlerin makus talihi budur. Talep dengesi bozulunca trafik de olur, park sorunu da. Elbette dert etmedim.
Bir park yeri bulabilmenin geç de olsa mutluluğuyla aracı park edip yürüyüşe çıktım. Geri döndüğümde sokağın park edilmez tarafına aracımı bıraktığımı fark ettim. Bunun için de sileceğe bir ceza makbuzu konmuş. Park ederken o kadar çok geri ileri manevra yaptım ki önümde ve arkamda olan araçları neredeyse plakasına kadar ezberlemiş durumdayım. Hani öyle olunca insan emsal arayan her Türk gibi mağdurdaşlarını arama ihtiyacı hissediyor.
Benim gibi ceza yemiş diğer insanların reaksiyonlarını merak ettiğim için diğer araçlara bakınmaya başladım. Tüm sokak ve cadde boyunca benden başka ceza yiyen araç olmadığını görünce çok şaşırdığımı itiraf etmeliyim.
Sonra fark ettim ki aracımda Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Kurumu tara fından verilmiş basın plakası var. Görünen o ki basın plakam nedeniyle cımbızla seçilerek cezaya maruz kalmışım. Cezamı reddedecek değilim. Bu yazıyı bitirdikten sonra da paşa paşa gidip yatıracağım.
Ancak 27 Temmuz tarihinde Mustafa Kemal Sahil Caddesinde bana cezayı kesen Ilıca Trafik Büro Amirliğinde görevli polis memuru Ş.Şener'e teessüflerimi iletmek istiyorum. Bu arkadaşım, hangi gazetecinin nasıl bir davranışına maruz kalmış olabilir ki böyle bir ayıklama sonrasında egosu tatmin olsun. Hangi gazeteciden nasıl bir negatif etkileşim almış olabilir ki o yüzlerce araç içerisinde böyle bir ayıklama yapma gereği hissetmiş olsun.
Bu bakımdan durumu son derece vahim olarak değerlendirmek zorundayım. Cezanın meblağı benim önemsediğim bir rakam değil. Bir gazeteci olarak bu spesifik odaklanmanın sebepleri üzerine düşünmenizi istiyorum.
Başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere yıllardır gazetecilerin görev yapmasını kolaylaştıran genelgeler çıkartılırken bu arkadaş hangi tamimi okuyup kendine böyle bir sonuç çıkartmış olabilir ki?
Basın plakamı bir ayrıcalık almak için değil, bu mesleğin mensubu olduğumun bilinmesi için taşıyorum. Tıpkı bir doktorun mesleğini gösteren amblemini camına yapıştırması gibi.
Gazeteci olduğumu onaylayan devletimin bana tahsis ettiği plakayı konması gereken yere koyuyorum. Bunun için bir çevirmede ya da başka bir yerde ayrıcalık bekliyor değilim. Zaten bu plakanın bir ayrıcalık sağlanması için dağıtıldığını da sanmıyorum. Ama bu plakayı yüzlerce araç içerisinde ceza yemek için de takmıyorum açıkçası.
Plaka olduğu yerde duruyor.
Ama ben asıl polis memurunun bu ruh haline gelmesine sebep analizini merak ediyorum. Her ne kadar bulamayacak olsam da.
YAZARIN DİĞER YAZILARI