Kriz döneminin Devlet Bakanı ve halen Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP) Başkanı Kemal Derviş, Türkiye'de son dönemde çok tartışılan güncel ekonomik gelişmelere ilişkin görülerini açıkladı. Bu kapsamda, özellikle banka sahiplerine yönelik BBDDK Başkanı Tevfik Bilgin'in eleştirilerine benzer yorumlar yapması dikkat çekti. Yabancı yatırımcıların Türkiye'ye ilgisi ve Türk şirketlerinin yabancılara satılmasına ilişkin olarak Derviş, bunun her yerde tartışılan bir konu olduğunu, hiçbir toplumun her şeyin yabancılar tarafından alınmasını çok hoş karşılamadığını ifade etti.

HASSAS SEKTÖR

Bugünkü küresel ekonomide sermayenin alınıp satıldığına dikkat çeken Derviş, "Eğer bu modelin içindeyseniz, 'Herşey Türk vatandaşlarının malı olsun' demek doğru birşey değil" dedi. CNN Türk televizyonunda görüşlerini açıklayan Derviş, üretime gelen, teknoloji getiren, Türkiye'nin dış piyasalarda daha fazla mal satmasını sağlayan yabancı sermayenin kabul edilmesi gerektiğini vurguladı. Derviş, şöyle devam etti: "Ama bazı sektörlerde de biraz dikkatli olmakta fayda var. Mesela finans sektörü... Tüm bankaların yabancılar tarafından satın alınmasını doğru bulmuyorum. Şimdi gönül istiyor ki biraz da Türk sermayesi burada güçlü olarak kalsın. Çünkü bankacılık çok hassas bir sektör.

KRİZ ANINDA ÖNEMLİ

Özellikle bir kriz anında, bir olumsuzluk anında çoğunluğunu Türk sermayesinin tuttuğu bankanın bulunması bence önemli. Hiçbir toplum, finans sektörünün tümüyle yabancı sermayeye gitmesini kolay kolay kabul etmez. Bizim de kabul etmememiz gerekir. Ama bu noktaya gelmedik. Şu anda bir endişe, rahatsızlık duymamak gerekir. Yine de bu konuda da dikkatli olmakta yarar var." Bilindiği gibi BDDK Başkanı Bilgin, bankalarını satan yerli yatırımları "alternatifleri" değerlendirmemekle, acele etmekle eleştirmişti.

ENFLASYON TAHMiNi % 7.4

Merkez Bankası tarafından her ay iki kez düzenlenen "Beklenti Anketi" nin temmuz ayının ilk dönem sonuçları açıklandı. Buna göre yıl sonu enflasyon beklentisi, tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) bazında yüzde 7.44 olarak belirlendi. Beklenti, bir önceki ankette yüzde 7.67'de bulunuyordu. Temmuz ayıyla ilgili TÜFE beklentisi ise yüzde 0.23'ten yüzde 0.07'ye geriledi. Yıl sonu cari işlemler dengesinde meydana gelecek açık beklentisi, 31 milyar 957 milyon dolara çıktı. İlk ankette bu beklenti 31 milyar 450 milyon dolar düzeyindeydi. Temmuz ayının ilk anketinde 1,3196 YTL olan aysonu dolar kuru beklentisi, 1,3126 YTL'ye, yıl sonu dolar kuru beklentisi de 1,4206 YTL'den 1,4007 YTL'ye indi. Gelecek 3. ayın altı aylık hazine bonosu ihalesi yıllık bileşik faiz oranı beklentisi yüzde 17.95'ten yüzde 17.57'ye, gelecek 12 ayın altı aylık hazine bonosu ihalesi yıllık bileşik faiz oranı beklentisi de yüzde 16.12'den yüzde 15.91'e indi.

PİYASA VE DEVLET BİRLİKTE OLMALI

Doğu Asya'nın büyüme sürecinde piyasayı ve özel sektörü kullanmasının etkili olduğunu kaydeden Derviş, şöyle devam etti: "Doğu Asya'da hiçbir ülke ultra liberal, devletin hiçbir şeye karışmadığı, sadece özel sektör ve piyasaların çalıştığı bir ortamda ya da devlet işletmeciliğiyle kalkınmadı. Fakat devlet yön veren, strateji oluşturan ve özel girişimi destekleyen, aynı zamanda onu da denetim altında tutan bir model izledi. Malezya, Çin, Kore olsun temel yaklaşım piyasa ve devlet... Piyasa veya devlet değil..."

IMF SOSYOLOJiK YAPI İÇİN ÇABA GÖSTERMEZ

Derviş, IMF ile ilgili olarak da IMF'nin sorumluluğunun makro istikrarı sağlamak olduğunu belirterek, "Onların anayasası bu. Finans dengesini sağlamak. Yapısal, sosyolojik yapı gibi konularda çaba göstermez, böyle bir yetkisi de yok" görüşünü dile getirdi. IMF ile çalışıldığı zaman her ülkenin kendi isteklerini, kendi stratejisini ortaya koyması gerektiği görüşünü aktaran Derviş, "IMF aslında kısa vadeli bir finans denge kurumu. Dolayısıyla ne kabahati, ne de çareyi onda aramak lazım" dedi.