BEN DE EKONOMİK KRİZ MAĞDURUYUM
AMA FON DEĞİL, ÇİLLER'İN 5 NİSAN DEVALÜASYON KARARI MAĞDURUYUM...
Gençler pek hatırlamaz.
5 Nisan 1994'te dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in aldığı devalüasyon kararının sonuçları ile bugünkü fon krizinin sonuçları, bence kardeş sayılır.

Ülkede yaşanan "fon krizi" ile 5 Nisan 1994'te Tansu Çiller tarafından alınan "devalüasyon kararları" ekonomik literatürde elbette aynı şey değildir.
Ancak her ikisi de sahanda yumurtadır.
Vahşi bir iştahla o sahandaki yumurtayı yiyerek tabağı temizleyenler ise aynı karakterdeki kişilerdir.
Niçin buralara geldim?
Ben 5 Nisan kararları mağduruyum.
Tansu Çiller'in "ekonomiyi düzelteceğim" anlayışıyla bir gecede aldığı o karar, benim 25 yıllık emeğimi alıp götürdü.
Gıkımız bile çıkmadı.
Devlete karşı boynumuz kıldan inceydi.
O dönemde sıfıra, hatta eksiye inen ekonomik durumum, yeni kriz sonrasında birden aklıma düştü.
Evet, ikisi ayrı ekonomik olgulardı.
Ama ellerini ovuşturanların eylemi aynıydı.
Her ikisinde de bazı kişiler, ilan edilen kararlardan bir gün veya bir süre önce haberdar oldukları için ya sistemden çıktılar ya da paralarını dövize, mala çevirdiler.
Sahandaki yumurtayı verenler ise ertesi gün onlara melül melül baktılar.
AYHAN ŞAHENK'E RAHMETLER OLSUN...
Doksanlı yıllar...
Havalimanı muhabirliğimin en hızlı olduğu dönemler.
1993 yılında, havalimanına yakın bir yerde ev bulabilme sevdası yüzünden gazeteden emekliliğimi istedim.
Alacağım tazminatla bunu yapabilirdim.
Şu anda oturduğum evi, biraz peşinat ve 15 yıl taksitle Emlak Bankası'ndan satın aldım.
Parayı ödeyebilmek için emekliliğimi istedim.
Gazeteyle anlaştım, emekli oldum ve işime devam ettim.
İyi bir tazminat aldım.
Bunun bir kısmını Emlak Bankası'ndan aldığım ve bugün hâlâ oturduğum evin peşinatına yatırdım. Arabamı da yeniledim.
Havalimanı muhabiri olduğum için çevrem oldukça genişti.
Bunlardan biri de iş adamı Ayhan Şahenk'ti.
Ayhan Bey çok mütevazı bir kişiydi.
Zamanla çok iyi dost olduk.
Aynı zamanda Garanti Bankası'nın da sahibiydi.
Allah'ın rahmeti üzerinden eksik olmasın.
Bir gün kendisine emekli olduğumu ve bir miktar param bulunduğunu söyledim.
Bana, paramı istersem bankasında değerlendirebileceğimi söyledi.
Hatta o sırada yanında bulunan oğlu Ferit Şahenk'e dönerek:
"Bak Ferit, Faik'i çok severim. Bir miktar parası varmış. Bunu bankada benim parammış gibi değerlendir."
diye talimat verdi.
Uzatmayalım...
Yaklaşık 200 bin liraya yakın bir parayı Garanti Menkul Kıymetler'in Mecidiyeköy'deki binasına götürdüm.
Burada Ferit Bey, iki müdürüne talimat vererek paramın borsada değerlendirileceğini bana iletti.
Ben de gönül rahatlığıyla işime döndüm.
YANDIK ABİ...
Ben tabii artık hayatımı garanti altına aldım havasındaydım.
Günler büyük bir hızla ilerliyordu.
Garanti Bankası'nın Havalimanı Şubesi, Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Geliş Katı'ndaki bizim Basın Odası'nın hemen yanındaydı.
Bazı günler şubeye uğrar, paramın durumunu öğrenir ve bir de faks çıkışı alırdım.
İnanın...
Param, yani 200 bin liram, sekiz ay içinde 600 bine yaklaşmıştı.
Şu anda oturduğum evden iki tane daha alabilirdim.
Paranın yüzü tatlıydı.
"Biraz daha bekleyelim" derken olan oldu.
Bir sabah odaya gelirken bankanın cam kenarında oturan Cevat adındaki bir şef arkadaş beni görünce ağlamaklı bir yüzle:
"Yandık abi!"
işareti yaptı.
Çantamı bırakıp hemen yanına gittim.
Ne olduğunu sordum.
Cevat bana:
"Bittik abi. Devalüasyon oldu. Borsa battı, Türk Lirası geberdi, dolar iki katına çıktı."
dedi.
Ben olduğum yere çöktüm.
Sırtımdan soğuk terler dökülüyordu.
Benim 600 bin liram bir gecede 100 bin liraya inmişti.
Yani neredeyse ana paramın yarısına...
Yapacak bir şey yoktu.
Kararı alan devletti.
Daha doğrusu dönemin hükümeti ve Başbakan Tansu Çiller'di.
Enflasyonu durdurmak ve Türk lirasını korumak için bu kararın alındığı söyleniyordu.
Nasıl durdurmaksa...
Dolar bir gecede 14 liradan 42 liraya çıktı.
Ben bunları anlayacak ekonomi bilgisine sahip değildim.
Ben gazeteciydim.
Havalimanı muhabiriydim.
Benim bildiğim, yıllarca çalışıp kazandığım parayı korumaktı.
Ama o para bir gecede erimişti.
SIFIRDAN BAŞLADIM
Bir yıl daha sabrettim.
100 bin liram ana parama yaklaşınca paramı çektim.
Oturduğum ev için peşin ödemede yüzde 35 indirim yapılacağını öğrenince, o parayı eve yatırdım.
Hiç değilse başımı sokacak evim vardı.
Ama o gün yaşadığım travmayı hiç unutmadım.
FON KRİZİNE BENZERLİĞİ...
Yukarıda da söyledim.
Fon krizi ile devalüasyon ekonomide farklı kavramlar.
Ancak sonuçta vurguncuların yöntemi, benim gördüğüm kadarıyla aynıydı.
Nasıl bugün fona milyon yatırıp milyarlar kazananlar tehlikeyi sezince, daha doğrusu tehlikenin geleceğini bir yerlerden duyunca sistemden erken çıktılarsa...
O zaman da devalüasyon kararının çıkacağını öğrenenler bir gecede paralarını çekip dolara ve mala yatırdılar.
Bunu sonradan öğrendim.
İktidara yakın olan bir kişinin gazoz fabrikasını satıp parasını dolara çevirdiğine şahit olan bir arkadaşım anlatınca, nasıl tufaya geldiğimizi daha iyi anladım.
Hatta bazı özel ve devlet bankalarında bir gece önce sabaha kadar şubelerde nasıl hummalı çalışmalar yapıldığını da ayrıca öğrendim.
Hatırlı müşteriler çağrılmış, gece yarısı 00.00'dan önce kurtuluşları sağlanmıştı.
Bizim gibiler ise...
Kol böreğini yemişti.
O zaman yapacak bir şey yoktu.
Benim gibi küçük hesap sahipleri biterken, yüklü para sahipleri ise her zaman olduğu gibi bir yolunu bulmuşlardı.
HAKKIMI HELAL ETMEDİM
Ben hakkımı helal etmedim.
Şimdi ne yapılır bilmem.
Ama tüm bu hak yiyenlerin ebedi âlemde mutlaka hesap vereceklerine inancım tamdır.
İnancım gereği şuna da inanıyorum:
Dünyada herkes yaptığıyla baş başa kalabilir.
Ama insanın vicdanından kaçması mümkün değildir.
SONUÇ...
O günden sonra bir daha borsayı tanımadım.
Elime geçen üç kuruş bile olsa dolara çevirip öyle korudum.
Türk lirasına bile soğukluk geldi.
Dürüst insanların önemli bir bölümü bu dönemde büyük kayıplar yaşadı.
Ben de onlardan biriydim.
Ayaklar baş, başlar ayak oldu...
Şu dünyadan geldik, gidiyoruz.
Allah'ıma çok şükür, gırtlağımızdan bir kuruş bile haram para geçmedi.
Mesleğimi onurumla korudum.
Sekseni devirdim.
Mal olarak;
20 yaşında bir arabam,
32 yaşında da bir evim var.
Gerisi lafıgüzaf...
Bugün geriye dönüp baktığımda, kaybettiğim paradan çok, emeğin bir gecede nasıl değersizleştirilebildiğini hatırlıyorum.
Belki de benim için asıl ekonomik kriz buydu.
Ve yıllar sonra yeni krizleri izlerken kendi kendime şunu söylüyorum:
Bir ülkede insanların alın teriyle kazandıkları parayı koruyabilmeleri, en büyük ekonomik güvence olmalıdır.
Biz bunu yaşayarak öğrendik.
Ben de ekonomik kriz mağduruyum.
Ama fon değil...
Çiller'in 5 Nisan kararlarının mağduruyum.
Kalın sağlıcakla...





