TBMM'nin yeni döneminde ana soru şu: Uzlaşma mı ağır basacak, çatışma mı çıkacak? Bu nedenle ilk gün gözler MHP ile DTP'lilerdeydi. Neyse ki çatışma çıkmadı, hatta taraflar küçük çaplı da olsa birbirlerine centilmenlik gösterilerinde bulundular. Sonuçta herkes yemin töreninin kazasız belasız atlatılmasından memnun kaldı, ancak bunun hep böyle sürüp süremeyeceği konusunda şüpheler hala giderilebilmiş değil. TBMM Başkanlığı neyse de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yine gerginlik olma ihtimali dün kulislerin en gözde konularından biriydi. TBMM bahçesinden canlı yayın yapan televizyon kanalları, her partiden tüm milletvekillerine dönüp dolaşıp "cumhurbaşkanlığı seçimi ne olur?" diye sordular.

Kuliste buluşma...

Gerçekten ilk bir ay seçimler ve yeni kabinenin şekillenmesiyle geçecek, ama bunun bir de devamı var. Türkiye'yi çok yoğun iç ve dış sorunlar bekliyor. Örneğin AB süreci, ABD ile ilişkiler, Kıbrıs, Kuzey Irak başta olmak üzere tüm Irak'ta yaşanacak gelişmeler ve ekonominin kırılgan hali yeni dönemin can alıcı konuları olacak. Dış politika söz konusu olduğunda CHP'den çok MHP'nin muhalefeti AKP hükümetini epey zorlayacağa benziyor. Bu noktada Gündüz Aktan ve Deniz Bölükbaşı gibi diplomasi kökenli deneyimli isimler, hele Abdullah Gül'ün Çankaya'ya çıkması ve Prof. Ahmet Davutoğlu'nun sözü edildiği gibi üniversiteye dönmesi durumunda çok etkili olabilirler.

Dünkü Meclis'in hiç tartışmasız en renkli anlarından biri CHP Lideri Baykal'ın kuliste yirmiyi aşkın gazeteciye Rodos'a yüzme esprisi üzerine yaptığı sohbetti. Tesadüf bu yana ben de tam o sırada muhalefet kulisindeydim. Baykal beni çağırdı ve yanına oturttu. Rodos'a yüzme meselesinin bir şaka olduğunu yazmamın ve bir televizyon kanalında anlatmamın görevim olduğunu söyledi. Ben de haklı olduğunu, ama zaten bunu hem bu şaka VATAN'da manşet olurken, hem de sonra yazdığım bir yazıda belirttiğimi vurgulamaya çalıştım. Ancak bu keyifli sohbeti izleyen bazı meslektaşlarımız, garip bir şekilde sanki ben mesleki açıdan yanlış bir şey yapmışım gibi kraldan çok kralcı bir tavır takındılar. Baykal'ın bu arkadaşlara karşı beni savunmasını takdir ederek, seçimden bir gün önce yayınlanan yazımdaki Rodos'la ilgili bölümü bir kez daha tekrarlamak istiyorum:

Nasıl olmuştu?

"Vatan yazıişlerinin, CHP lideri Baykal'la yaptığımız uzun sohbetin içinden "Başarısız olursam Rodos'a kadar yüzerim" esprisini manşete çıkarması kısır geçen seçim kampanyasına acayip renk kattı. AKP ve medyadaki AKP yandaşları, bu espriyi eğip bükerek kullandılar ve çok ayıp ettiler. Halbuki bu sözler Baykal'ın aczini değil, tam tersine kendisine ve partisine ne kadar güvendiğini gösteriyordu. Nitekim DP lideri Ağar da " Ben kaybedersem ülkeyi yürüyerek katederim " diyerek araya girmeye çalıştı. Ne var ki CHP'liler, liderlerini sempatik kılması mümkün olan bu cümleyi AKP'liler gibi okudular."

Tekrar kulisteki sohbete dönecek olursak: Baykal ısrarla şunu vurguladı: "Ben bir söz verdim mi tutarım. Ama 'başarısız olursak Rodos'a yüzerim' derken şaka yapıyordum. Bu nedenle kimse benden Rodos'a yüzmemi beklemesin." Ve benden bu konudaki yanlış anlamaları düzeltmemi istedi. Tekrarlıyorum: Evet bu bir şakaydı.

Baykal hemen ardından "Ruşen, bak senin yüzünden bu yaz anlaşılan hiç yüzemeyeceğim" diye şakalaşmaktan da geri durmadı. Daha sonra da Rodos'a yüzme üzerine üretilen yeni espirilerin bazılarını hatırlattı ve hep birlikte güldük.

Gazeteci olarak, yanlış bir şey yapmadığıma eminim, ama o şakanın manşet olmasından CHP ve lideri gerçekten zarar görmüşse üzülürüm ve kendilerinden bu nedenle özür diliyorum.


Haber: Ruşen ÇAKIR