Yalçındağ, TÜRKONFED'in Hatay'ın İskenderun ilçesinde düzenlediği başkanlar konseyi toplantısında, Anayasa değişikliğine değinirken, Anayasanın bütünlüklü bir metin olduğunu, taslağı parça parça kamuoyuna sızdırarak tepki ölçmenin, şeffaf ve sağlıklı bir yöntem olmaktan çok uzak olduğunu savundu.
Metnin bütününün bir an önce tartışmaya açılması gerektiğine işaret eden Yalçındağ, ''Ayrıca, böylesine önemli bir konunun aceleye getirilmemesi gerekir. Toplumun tüm katmanlarında Anayasa metninin yeterince tartışılması, alternatiflerin ve uzlaşma formüllerinin ortaya çıkabilmesi için gerekli zamanın tanınması birinci derecede önemli'' dedi.
Yalçındağ, yeni Anayasanın yalnızca hükümetin iradesini yansıtan bir çalışma olamayacağını, Anayasaların toplumsal uzlaşmayı yansıtan metinler olduğunun akıllardan çıkarılmaması gerektiğine işaret etti.
Anayasa'nın geçmiş ile hesaplaşma anlayışı ile kaleme alınmaması, dönemsel politik beklentilerden ve tepkilerden arındırılmasının da şart olduğunu vurgulayan Yalçındağ, ''Hükümetten, bu süreci sağlıklı bir şekilde yönetmesini bekliyoruz. Anayasa taslağının tamamının resmi biçimde açıklanmasının ardından, maddeler üzerinde de görüşlerimizi detaylı biçimde açıklayacağız'' diye konuştu.
Yalçındağ bu arada, bir kez daha siyasal konuların öne çıktığı bir dönemden geçildiğini ifade ederken, şöyle konuştu:
''Oysa bu dönemde ekonomide de bazı ertelenemez öncelikler var. ABD'de başlayarak yayılan ve gelişmiş piyasaları daha belirgin olarak etkileyen finansal çalkantının etkilerinin tam olarak silinmesi için muhtemelen bir süre daha gerekecek. Krizin diğer piyasalara da atlaması ve genişlemesi gibi bir risk de söz konusu. Bu nedenle, Temmuz sonunda yaşanmış olan bu dalgalanmayı bir nevi uyarı mekanizması olarak görmek gerekiyor.
Dünya ekonomisinde bu riskler mevcutken, iktisadi politikada yapılacak bir hatanın maliyeti çok ciddi refah kayıplarına neden olabilir. Ekonomide istikrarın sürdürülmesi ve bu tür yönetim hatalarından kaçınılması için Türkiye, öncelikle 2007 yılında ortaya çıkan hedef bütçe kayıplarını telafi etmeli ve IMF ile olan ilişki, dönemin şartlarına uygun biçimde devam ettirilmelidir. Bu konuda hükümet tarafından yapılmış açıklamaları olumlu karşılıyoruz.''
Yalçındağ, ekonomik göstergelere de dikkati çekerek, ''Bilindiği gibi, Türkiye ekonomisinde yüksek cari açık, yüksek borç stoku, kronik tasarruf açığı, derinlikten yoksun piyasalar gibi yapısal kökenli bazı olumsuzluklar bulunuyor. Bugünlerde bunlara yenileri eklendi. Uzun süredir uyardıkları enerji dar boğazı sonunda kapıya dayandı'' dedi.
Piyasaların liberalizasyonu sürecinde yaşanan gecikmeler ve bunun sonucunda oluşan yatırım eksikliği nedeniyle sanayinin Avrupa'nın en pahalı elektriğini kullanırken şimdi onu da kesintisiz olarak bulamama tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını vurgulayan Yalçındağ, şunları kaydetti:
''Eş zamanlı olarak, muhtemel bir kuraklığın ekonomik ve sosyal sonuçlarıyla yüz yüze gelme noktasına hızla yaklaşıyoruz. Kuraklık, tarımı ve sanayiyi ciddi biçimde vurabilecek, kalkınmamızı yavaşlatacak bir afet kimliğine büründü. Bu yüzden suyun, bir doğal kaynak olarak da, verimli ve doğru yönetilmesi gerekiyor. Bütün bu saydığımız unsurlar, ekonomi politikalarının yeniden ve çok yönlü biçimde ele alınması gerektiğini gösteriyor. Bu yüzden, (yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır) demek yeni dönemde yeterli olmayacaktır.
Buna karşılık hükümet programına baktığımızda, seçim beyannamesinin gerisinde kaldığını, cesur ve açık olmaktan uzaklaştığını görüyoruz. Seçim beyannamesinde yer verilmiş olan bir dizi önemli ve somut politikaların nedense hükümet programında yer almadığını görüyoruz. Bu dönemde iş dünyası açısından çok önemli olan kayıt dışı ekonomiyle mücadele, finansal piyasalar ve sanayi ile ilgili somut önerilerin, hükümet programında yer almamış olmasına bir anlam veremiyoruz. Demokratik gelişmemizin en önemli unsurlarından biri olarak saydığımız Seçim ve Siyasi Partiler Yasasının değiştirilmesi konusunun ise programda hiç yer almamasını anlaşılmaz buluyoruz.''
Arzuhan Doğan Yalçındağ, kamu yönetiminde ciddi bir reform başlatmanın ve bir zihniyet değişikliğine gitmenin zamanının geldiğini de belirtti.
Geçen dönem başlanan ve ekonomiyi güçlendiren reformların bu dönemde tamamlanması gerektiğini vurgulayan Yalçındağ, ''Bunun yanı sıra sektörlerin yeniden yapılanmasını, şirketler bazında iş yapma biçimlerinin değiştirilmesini öngören mikro reformların da artık devreye alınması zorunlu gözükmekte'' dedi.
Yalçındağ, Sosyal Güvenlik Reformunun yapılamadığını, vergi reformunun yarım kaldığını, istihdam üzerindeki vergi ve benzeri yüklerin istihdamı caydırdığını savunarak, şunları söyledi:
''Kayıt dışı ekonomi ile hiç mücadele edilmemiştir. Yeni bir sanayi stratejisi yapılması, verimliliğe, teknolojiye, inovasyona, AR-GE'ye yatırımın teşvik edilmesi, bölgesel ve sektörel teşviklerin gözden geçirilmesi, bölgesel kalkınma anlayışının yerleştirilmesi ve buna ilişkin altyapının oluşturulması şarttır. Yukarıda sıralanan reformlar konusunda hükümetin bir program ve takvim açıklamasında ve önümüzdeki 6 ay içinde de bütün bu reformları tamamlamasında yarar görüyoruz. Çünkü kağıt üzerindeki işlemlerden daha önemlisi bu reformların uygulamaya geçirilmesi olacaktır.
Öte yandan kamu yönetiminde ciddi bir reform başlatmanın ve bir zihniyet değişikliğine gitmenin de zamanı gelmiştir. Kamu yönetiminde vatandaş odaklı, daha az bürokratik, kaliteli, verimli hizmet verme anlayışı yerleştirilmeli. Böyle bir anlayışın yerleşmesi şüphesiz ilk önce kamudaki insan gücünden başlamalı. Özellikle, kamu yönetimine egemen olan kadrolaşma zihniyeti aşılabilmeli.''
Ayrıca ''ülkede sınırlı kaynakların, ideolojik temelli kadro seçimlerinin yaratacağı verimlilik kaybını kaldıracak durumda olmadığını'' söyleyen Yalçındağ, şöyle devam etti:
''Devlet kadrolarının liyakat, beceri ve yetenek esasına göre seçilmemesi, hükümetten beklenen performansı olumsuz yönde etkileyebilecektir. Öte yandan kadrolaşmada izlenen bazı dolambaçlı yolların da rahatsızlık verici olduğunu belirtmeliyiz. Örneğin Diyanet İşleri bir transit geçiş merkezine dönmüş gözükmektedir. 1999-2002 yılları arasında Diyanet İşlerinden diğer kamu kurum ve kuruluşlarına 4 yılda yalnızca 19 kişi geçmiştir. Bir soru önergesine, ilgili Devlet Bakanının verdiği cevaba göre ise AK Parti hükümetinin görevde olduğu 2003-2006 yılları arasındaki 4 yılda Diyanet İşlerinden diğer kamu kurum ve kuruluşlarına geçenlerin sayısı 1850'dir. Bir yandan bu geçişlere yol açılırken, Diyanet İşleri Başkanlığı da sürekli geniş kapsamlı kadro tahsisi taleplerinde bulunmaktadır. Bunun nasıl bir uygulama olduğunu anlamak mümkün değil.''
Yalçındağ, AB'ye giriş sürecindeki çalışmalara değinirken de, ''Türkiye'nin AB'ne tam üyelik adaylığının ekonomimize getirdiği istikrarı ve kazandırdığı ivmeyi hepimiz gördük, yaşadık. Bu bakımdan, AB ile ilişkilerin ivedilikle canlandırılması gerekmektedir. Kasım ayında yayınlanacak Avrupa Komisyonu Türkiye İlerleme Raporunu etkilemek açısından, acilen, TCK 301. maddede ifade özgürlüğü lehine bir değişiklik yapmak yerinde olacaktır'' dedi.
Yalçındağ, meclisten geçen, ancak veto ile geri dönen Vakıflar Yasasının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Yalçındağ, Türkiye ekonomisinin gerilmiş bir yay gibi olduğunu, doğru biçimde odaklanarak, cesur, kararlı ve soğukkanlı davranarak hedefin kolaylıkla vurulabileceğini sözlerine ekledi.





