Hayvancılıkta ve kırmızı et piyasasında neden sanayileşme noktasına gelemedik?
Bu alanda gelişmiş ülkeler, bu işte işçiliklerin yoğun olmasından, fiyatların yüksek olmasından, tarım ve hayvancılığa ayırdığı kaynakların, lokasyonun büyük olmasından dolayı, hepsini toplayıp, bu işin sanayileşmesi gerektiğini çok önce keşfetmiş. Biz ise böyle bir hesaba girişmemişiz. Oysa, Türkiye'nin sanayileşmeyi çok önceden keşfetmiş olması gerekirdi.
Bundan sonra sanayileşmeyi başarabilir miyiz?
Avustralya'dan geçenlerde bir firma temsilcisi Türk arkadaşım geldi. İstanbul'a serbest bölgelerde yer bakmaya gelmiş. Bana şunu söyledi; 'Şimdiden burada konuşlanmak istiyoruz, çünkü Türkiye sanayileşmeyi tercih eden bir ülke konumunda, bacalardan çıkan duman toprağa demir olarak düşer, demir olarak düşen topraklarda da tarım azalır ve hayvancılık zayıflar. 20 sene sonra Türkiye'nin kendi ürettiği eti yiyemez duruma gelecektir. Dolayısıyla et ithal edecektir. Onun için biz de şimdiden yer arıyoruz.' Sanayileşmede başarının zor olduğuna bir örnek olarak veriyorum onun söylediklerini.
Piliç sektörü nasıl başardı?
Türkiye, piliç sektörüyle bir anlamda sanayileşmeyi öğrenmek zorunda kaldı. Eskiden kişi başına tüketime baktığınızda beyaz et çok düşüktü. Şimdi, kırmızı etle kafa kafaya gider duruma geldi artık. Kuş gribi olsa da tüketim inip çıkıyor, kendisini çabuk toparlıyor. Sektörde çalışan kimseler de gerçekten en modern tesislere sahip oldular. Kırmızı ette maalesef eskilerden gelen alışkanlıklar bir türlü bitmedi.
Hayvan ırklarımız hangi durumda?
Türkiye'de et ırkı yok mesela. Bu olmayan yerde süt ırkı ile devam eden bir süreç var. Verimlilik yok. Sanayileşmeyle ilgili makineleşme tam oluşmadı. Belli bir - iki ırk alıyoruz. Biz, Balıkesir, Trakya, Orta Anadolu'dan hayvan alıyoruz. Simental, Holstein cinsi ürünler alıyoruz. Simental et ırkı ama Holstein, biliyorsunuz tamamen süt ırkı.
Peki, süt ırkı olmasına rağmen neden Holstein'leri kesiyoruz?
Yeterince hayvan olmayınca Holstein'ler de kesilmek zorunda kalınıyor. Bizim sektördeki jargonda buna ilginç bir tanım yapıyoruz. Yani, deyim yerindeyse, "Manken kızlar kesime gidiyor" diyoruz. Hakikaten bu böyle. Bizde Holstein'ler süt ırkı olmasına rağmen kesime gidiyor. Üzücü ama böyle. Arjantin, baktığınız zaman ekonomisi çok kolay yürüyen bir ülke değil ama ette çok başarılı. Dünyada ünlü zincirler haline gelen Arjantin 'steak hause'ları vardır. Sadece biftek ve bonfile için hayvan yetiştirirler.
Arjantin'in başarısının arkasında ne var?
Hayvan yetiştirmesini çok iyi biliyorlar ve et ırkı yetiştiriyorlar. Clorolois (Şevrole), Brangus var, Simental var. Başlıca et ırkları bunlar. Orada bir Holstein'i et hayvanı olarak kullanmıyorlar. Maalesef Türkiye'de bu oturmadı. Verimlilik çok düşük gidiyor. Herkes tek tek besicilik yaptığı için maliyetler yüksek. Her dört hayvana bir evsahibi bakıyor. Ama, Arjantin'de 4 bin hayvana bir aile bakıyor. Avustralya ve Rusya da çok iyi bu konuda.
ASKER, 'K. IRAK SINIRINA GİTTİ' SENARYOSU FİYATLARI FIRLATTI
Et fiyatları neden artıyor?
Birkaç ay önce anormal bir yükseliş oldu. İçimizde bazı arkadaşların, bu artışla ilgili yorumları, "K. Irak'ta Türk askerinin konumlanması" şeklinde.
Asker, sınıra gidince K. Irak'tan kaçak hayvan girişi mi duruyor?
Asker, sınıra gidiyor, hayvan gelemiyor, fiyatlar artıyor. Bu kadar basit görünüyor. Ben buna inanmak istemeyenlerdenim ama çok da mantıksız görünmüyor. Ayrıca şöyle bir şey daha var. Kilosu, 178 lira olan yem oldu 480 lira. Bu arpadaki artış, mısırda da yükselme var. Küresel ısınma, AB'yi de vuruyor. O ülkelerde de et fiyatları artışta ama bizdeki kadar değil. Yemin artması 6 aylık bir süreç. Ama 15 - 20 gün içinde ne oldu da fiyatlar aniden fırladı. Asker senaryosu fiyat artışıyla örtüşüyor.
MARKETLERE TEPKİ
Süpermarketlerin sektördeki değişimde rolü olmuyor mu?
Aslında zorlukları oluyor demek lazım. Onların baktığı tek yön öncelikle satış. Kısa vadeli bakıyorlar. Örneğin, Carrefour, dışarıda uzun vadeli bakıyor ama Türkiye'de öyle yapmıyor. Paket etle başladı, sonra işi açık ete döktü. Bekleme, uzun vadeli hedef yok.
ETİ, MAİNEYE SOKAN VAKUMU ALAN İLK FİRMAYIZ
Sizin firma Bonfilet ne yapıyor sektörde?
Sanayileşmenin önünü açan firmalardan biriyiz ve en önemlisiyiz. 1967'den bu yana sektördeyiz. İlk vakum makinesini alan firmayız. Eti makineye sokan vakum işini biz 1987'de yaptık.
Bu yenilik sektöre yaygınlaştı mı?
O zaman kasalarda veya soğan filesi gibi malzemelerde et saklanıp dağıtılırdı. Yurt dışını takip edip, onlardan esinlenmeye başlamıştık. Paketleme işine girdiğimizde de sektördeki birçok insan, bizi çok popülist ve hayalperest olarak algıladı. Biz ise markalaşmaya giden yol olarak gördük paketlemeyi. Sonradan herkes anladı. Geçen yıllarda 13 - 14 adet paketleme hattının satıldığını gördük. Türkiye'de de bir şeyler başlamaya yüz tuttu ama kafa yapısı hala tam değişmedi.
PERİHAN ÇAKIROĞLU





