Sonrasında açıldık, atak yapar gibi göründük, pozisyon bulur gibi olduk ama; golleri kaçıran Yunanlılar'dı. Savunma o kadar gedik verdi, arkasına o kadar adam kaçırdı ki; bu kadar olmaz... Mucize eseri ilk yarıda gol yemedik. Vallahi delik-deşik olurduk.
Böyle kritik bir maçta konuk takımın kaleciyle bu denli sık ve bu kadar kolay karşı karşıya kalması, kabul edilebilir bir şey değil.... Rezalet!
***
Biz de pozisyona girdik ama; ilk yarıda, 'Ah be bu da kaçar mı?' dediğimiz neyimiz var?
Hamit'in cılız, sönük, zayıf uzak şutları... Aynı değerde Gökhan Ünal'ın yoklamaları... Rakip topa müdahale ederken, Gökhan'ın yere yuvarlanmasından avanta penaltı beklemeler...
İbrahim Üzülmez'in çalımlarla tehlikeli şekilde rakip kaleye sokuluşunun da, arkası gelmedi. Şut, orta, pas hiç biri olmadı. Topu kaptırdı.
Tuncay da iyi yerde, iyi pozisyonda fırsat yakaladı da ne oldu? O da vuramadı.
Yunanlılar öyle mi?
Her fırsatta yüreğimiz ağzımıza geldi. Ecel terleri döktük. 1-0 değil, neredeyse 5-0 oluyordu.
***
İkinci yarıda da değişen bir şey olmadı. Yunanlılar yine savunmanın arkasına sarkmaya, pozisyonları bulmaya başladı.
Bir takım benzer hataları ikinci yarıda da aynen ve ısrarla sürdürüyorsa; bu takımın başında hoca yok demektir! Zaten telaşlı, savruk, bir bütünü oluşturmayan dağınık görünümlü bir takımdık. Tümer'in, Tuncay'ı şok bir şekilde pozisyona sokan harika ortasını bile değerlendiremedik.
Son dört maçında kıytırık takımlar karşısında bile galibiyet alamayan bir takımın; Avrupa Şampiyonası Finalleri'nde işi ne?
Oturalım yerli yerimizde!
Ali Sami ALKIŞ
Ben böyle biTERİM!
MAÇI kötü bitirdik ama, zaten kötü başlamıştık. İlk 20 dakika hiç yoktuk. Ne atak, ne pozisyon, ne şut... Ne de herhangi bir beceri!





