Çeşitli STK'larda gönüllü görev yapmış, siyasetle yakından ilgilenmiş. " Son günlerde MHP'nin AKP'yi destekleyici tutumu bizim gibileri deli etmekte... Ben ve benim gibi pek çok kişi kendimizi aldatılmış hissetmekteyiz. Bugüne kadar verdiğim kararlardan pişman olmadım; ta ki bu seçime kadar" diyor. Devlet Bahçeli'ye " Hesap soracağız" dediği için inandığını, çevresindeki herkesi ilk defa oy verecek olan 19 yaşındaki kızı dahil olmak üzere inandırdığını, yönlendirmeye çalıştığını belirten Taner, MHP'nin 'yanlışlarını' sıraladıktan sonra Bahçeli'nin tutumu için şöyle konuşuyor:

" 2002 seçimlerinde kendinizi sorumlu bulup istifa ederek örnek bir davranış sergilemiştiniz. Arkanızdan diğer liderler de aynı tavrı sergilediler. Ama ne yazık ki kısa süre sonra partinin başına dönüverdiniz. Bütün bunları bilen biri olarak 'hesap sormak' yerine Genel Kurul'a girme kararınıza şaşırmamam gerekirdi, ancak Türk Milleti'nin unutkanlık özelliği vardır, bilirsiniz. Ama bu sefer unutmayacağız ve de unutturmayacağız.

Ben bu yıl size oy veren ve Türkiye'de istediği üniversiteyi kazanmış olan kızımı yurtdışına okumaya gönderiyorum. Kızıma kuvvetler ayrılığı ilkesinin işlemediği, siyasetçilerinin kendi menfaatlerini ülke menfaatinin önünde tuttuğu, kadınlarının türbanlı bir 'first lady' tarafından temsil edildiği bir ülkede gelecek görmüyorum. Benim iki çocuğum gibi pek çok çocuk da aynı nedenlerle yurtdışında okuyacak ve belki de hiç geri dönmeyecek.

Hayal kırıklığımız sayfalara sığamayacak kadar büyük ve üzülerek söylüyorum; bunun kaynağı sizsiniz. İlk defa verdiğim oydan pişmanlık duyuyorum, hataymış, kabul ediyorum ve bu yolda yönlendirdiğim herkesten özür diliyorum.

Umarım bir gün siz de yaptığınız bu büyük hatanın hesabını çocuklarımıza verirsiniz."

Şeriat istenirse şeriatçı mı olacağız

BEN 31 yıllık akademisyenim. Türbanın üniversitelerde serbest olduğu dönemi de, yasaklandığı dönemi de biliyorum. Türban yasağının neden başladığı hiç gündeme gelmiyor. O yıllarda bugün türban olarak adlandırılan başörtüsü ile öğrenciler rahat rahat derslere girerken, bazı kız öğrencilerin peçe takmaya başladıklarını, bazılarının da çarşaf giydiklerini ve bu örtünme biçimi ile hem üniversitedeki derslere, hem de sınavlara girdiklerini hatırlıyorum.

Bu dönemdeki bir hatıramı kısaca nakletmek istiyorum. Girdiğim dersin bir sınavı için sınav salonuna girdiğimde, kız öğrencilerimizden bazılarının yüzlerini, burun da dahil olmak üzere peçe veya eşarpla kapattıklarını, gözlerine siyah gözlük ve ellerine siyah eldiven giymiş olarak sınava girdiklerini görünce ve onların kim olduklarını bilemediğimden, salonda görevli gözetmenlere " Öğrencilere söyleyin, herkes okul kimliğini masanın üzerine koysun, kimlik yoklaması yapacağım" dedim ve sıra ile öğrencilerin yüzüne ve kimliğine bakarak kontrol yapmaya başladım. İlk yoklama yaptığım peçeli öğrenci bu duruma tepki gösterdi ve onu gözlerinden tanımam gerektiğini söyledi. Buna ben de çok tepki gösterdim ve göz uzmanı olmadığım, kimliğinin açık seçik tanınması gerektiğini ve yüzünü açmadığı takdirde dışarı çıkarılacağını bağıra bağıra adeta feryat ederek söyledim.

Bunun üzerine peçelerini ancak çenenin üzerine kadar indirdiler ve sınava devam ettiler.

Bu uygulamalar ve şikayetler had safhaya ulaştıktan sonra, yargı kararlarına dayanılarak türban üniversitelerde yasaklandı. Bir sefer de, bizim üniversitenin koridorlarında ve bahçesinde Aczimendi kıyafetli ve sopalı bir sakallı gencin, koluna taktığı kara çarşaflı biz kız öğrenci ile dolaştığını ve bunu gururla sergilediğini birçok akademisyen arkadaşım ile şahit oldum. Kamu yoklamalarında halkın %70'inin türbanın serbest kalmasını istediğini söylüyorlar.

Peki kamuoyu veya halk 'şeriat'ın gelmesini istiyorsa, rejim şeriat mı olmalı veya halk askeri rejim istiyorsa darbe mi olmalı? Halifeliğin veya Padişahlığın yeniden kurulması konusunda halkın onayını mı alacağız? Günümüzde artık totaliter, teokratik ve faşist rejimleri isteyen veya savunan kişilerin, seçim kazansalar bile demokrasi gereği iktidar yapılmadıklarını AB ülkelerinde görüyoruz. Eğer türban bir özgürlük veya temel bir insan hakkı olsaydı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu talebi reddetmezdi.

Yalçın BAYER