Üniversitelerde türban yasağının en sert savunucusu CHP son aylarda herkesi şaşırtıyor. Genel Başkan Deniz Baykal çarşaflı kadınlara rozet taktı -o rozetlerin bir kısmı geçen hafta iade edildi-, tek parti döneminin uygulamalarını eleştirdi. Belediyelerin üniversite öğrencilerine verdiği bursları bile 'Hizmet alanı değil' gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'nden iptal ettiren CHP, belediyelerde Kuran kursu açacaklarını vaat etti! İstanbul Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu İsmail Ağa cemaatine gidip bize neden oy vermiyorsunuz, diye soracağını söyledi, Baykal da bunu normal karşıladı. Haliyle herkes aynı sorunun cevabını arıyor: CHP'de neler oluyor, yoksa parti demokrasiye mi açılıyor? İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Arus Yumul ile konuştukCHP herkesi şaşırtıyor. Önce çarşaf sonra Kuran kursu açılımı yapması, Kılıçdaroğlu'nun İsmail Ağa cemaatinden oy isteyeceğim demesi... Bu açılımlarda CHP'nin temel motivasyonu nedir?
Ben bunların siyasi bir strateji olduğunu düşünüyorum. CHP yıllardır bir arayış içinde. Bundan önce Anadolu İslamı vardı. Sonra ondan vazgeçti MHP'nin sol varyantı olma yolunda adımlar attı. Şimdi de bu açılımlar. CHP imaj ve hikayelerini sürekli değiştiren, değişen şartlara uydurmaya çalışan bir parti görünümü veriyor. Kendi imal ettiği gerçeklerin arkasına saklanıyor ama tutunacağı hiçbir dal kalmayacak, kendini uzayan, uzaklaşan bir ufka doğru yüzerken bulacak gibi geliyor bana.
'İmal ettiği gerçekler'den kastınız ne?
Yeni fark ettiği gerçekler... Toplumda zaten var olan ama gözünü kapattığı, sırtını döndüğü olgulara, aniden fark ettiği 'gerçekler'e sarılıyor ama arkasından da gitmiyor, oradan oraya yalpalayan bir parti görünümü veriyor. Sonuçta ayağını basabileceği bir zemin kalmayacak.
AÇILIMLARIN BİR FAYDASI OLMAZ
İnandırıcılığını yitirdiğini, yitireceğini mi düşünüyorsunuz?
Ben bu açılımların toplum nezdinde bir inandırıcılığı olmadığını düşünüyorum. Bu benim algım. CHP'de eksik olan şey sahicilik gibi geliyor bana. AK Parti'de sahicilik daha fazla gibi, daha içten konuşuyor gibi duruyor ama CHP'de bu sahiciliği göremiyorum.
Bu toplumda evvel ezelden beri var olan çarşaflı kadınları, muhafazakár yapıyı ya da çocuklara dini eğitim verme ihtiyacını CHP neden daha önce fark etmedi de şimdi ediyor?
Gittikçe kendini toplum çoğunluğunun dışına itilmiş, iletişimi kopmuş olarak görüyor, hissediyor ve yeni baştan iletişimi kurabilmek için bu adımları atıyor. Ama bu Kuran kursu açılımı iyi bir strateji de değil.
Neden değil?
Bugünkü insanların ihtiyaç duydukları şey her mahalleye Kuran kursu değil çünkü. Yıllar önce Adnan Menderes gibi 'her mahalleye bir milyoner' deseydi daha başarılı olabilirdi belki. Bugün muhafazakár kesim önemli bir değişim ve dönüşüm içinde. Ekonomik olarak büyüyen, gelişen, dünya ile ilişkiye giren bir kesimden bahsediyoruz. Muhafazakár kesim de böyle, Türkiye de. Artık o eski kafalı toplum değiliz. Kuran kursu açılımının CHP'ye faydası olmaz.
İHTİYAÇ OLAN KURAN KURSU DEĞİL
CHP 'başörtülü öğrencilere üniversitede eğitim hakkı tanıyacağız, yasağı kaldıracağız' deseydi hem daha inandırıcı, hem çarşaf açılımını ve kendini doğrulamış olur muydu?
Kendi kendini doğrulaması için geçmişte bu konuda söylediklerine de bakmak gerekiyor. Geçmişte üniversitelerde türban serbestisine şiddetle, canhıraş karşı çıkan bir partinin üç gün sonra böyle söylemesi tabii ki inandırıcı olamıyor. Ama bu yönde adım atıp yanlıştan dönseydi belki daha inandırıcı olurdu. Bugün muhafazakár kesimin ihtiyaç duyduğu şey Kuran kursu değil, başörtüsüyle üniversiteye girebilme hakkıdır. Bunu görebilmek gerekiyor.
CHP'nin kendi tabanı ve teşkilatında da rahatsızlıklar var. CHP'nin tarihsel kökenine, genetik kodlarına aykırı olduğu için mi yoksa parti içinde konuşulup karar verilmediği için mi oluştu bu tepkiler?
Tam da söylediğiniz gibi, CHP'nin devletin resmi ideolojisiyle örtüşen bir kimliği ve bu ideolojiyle gönül bağı olan bir de tabanı var. Bu taban, parti ne yaparsa yapsın CHP'ye oy verir. Söylemini ya da liderini beğenmez ama oy verir. Partisi, içselleştirdiği resmi ideolojinin simgesidir onun gözünde. Bu yeni açılımlar onlara kabul edilemez görünüyor haliyle. Çarşaf açılımına karşı çıkıp 'böyle insanların CHP'de yeri yok' diyenler aslında sadece kendi benzerleriyle birlikte olabilen kesimler ama bu, Türkiye'nin bir sorunu. Öteki ile birlikte yaşamayı bilmiyoruz biz, bir narsizm var hayatlarımızda.
'AGOP'UN MALINDAN BANA NE?'
Siyasi partiler o toplum içinden çıkıyor ama toplumu dönüştürebilme gücüne de sahip. Partilerimizin, kendi gettolarında, ötekine değmeden yaşayan toplum kesimlerini kaynaştırmak konusunda temel eksiği ne?
Partilere, egemen söyleme, ana akım medyaya bakın; hepsinde hep bir ötekileştirme üzerine kurulu bir söylem var. Tabiî ki toplumla bunlar arasında diyalektik bir ilişki var. Toplumdaki düşünceleri onlar hem besliyorlar hem de onlardan besleniyorlar. Toplumda bu tür duygular, düşünceler olabilir, olmaması makbuldür ama, sonuçta ana sorumluluk otoritelerdedir. Devletler hükümetler buna karşı durmak zorundadır. Yoksa toplum tek başına bunu yapmayacaktır.
Siyasi partilere bakarsak...
Mesela CHP, kendi vatandaşları olan gayri Müslimlerin vakıf sorunları Meclis'te görüşülürken 'Agop'un malından bana ne' diyor ama aynı parti seçime yaklaşırken gayri Müslim aday kaydetme yoluna gidiyor. E, bu da bu çağın kaldıramayacağı bir iki yüzlülük oluyor.
LAİKLİĞİ ÇARPITMAKTA PEK MAHİR
Devlet tüm vatandaşlarını din, ideoloji, etnisite ve başka tanımlardan soyarak hepsine eşit mesafede durmak zorunda, laikliğin gereği bu. CHP de laikliğe çok vurgu yapar fakat laiklik algısı, bu konuya yaklaşımı nasıl?
Bu konularda kör olması gerekirken CHP'nin gözleri tamamen açık, sürekli etnik, dini kimliğe dayalı politikalar üzerinden konuşuyor. Laiklik din ve devlet ilişkilerinin birbirlerinden ayrılması ise Müslüman ve gayri Müslim arasında fark olmamalıdır. Devlet din üzerinden ayrımcılık yapmamalıdır. Ama gayri Müslimlere uygulanan politikalara bakınca dini farklılıkların 'milli çıkarlar' için kullanıldığını görüyoruz. Onun için laiklik üzerinden politika yürüttüğünü iddia edenler önce bunu dikkate almalı. Gayri Müslimlerin Alevilerin ateistlerin deneyimleri, laik bir politikanın olmadığını gösteriyor. On yıllardır biz her türlü kavramı eğip büküp kendimize uygun hale getirme konusunda oldukça maharetliyiz. 'Laiklik dinin devlete değil, devletin dine karışmasıdır' gibi bir söylemle ortaya çıkabilmek ve bunda ısrar etmek gerçekten maharet isteyen bir şeydir.
CHP ile AYM arasında ilginç bir ilişki var
Düne kadar siyasi partiler arasında CHP dışında türban yasağına destek veren parti yoktu. Bu konudaki tavrını muğlak bıraktı ama CHP'nin bu açılımını yasağın kalkmasına, uzlaşı zeminine doğru bir adım olarak okuyabilir miyiz?
Buna sadece 'inşallah!' diyeceğim.
Devlete ve orduya yakınlığı nedeniyle CHP'nin çarşaf açılımını tek başına yapmamış olabileceği tartışılmıştı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bu spekülasyon tabi, bilmiyorum ama şunu söylemek isterim. Çok hoş bir araştırma yayınlandı. 80 öncesi Anayasa Mahkemesi kararlarına bakıldı, Ceren Belgi yaptı araştırmayı. Çıkan sonuç şu: CHP ne zaman kendisini devlet ideolojisinden, müesses nizamdan uzaklaştırırsa AYM daha demokratik kararlar veriyor.
Medya ve siyaset köken avında
Partiler de toplum da değişiyor. CHP çarşaf açılımı yaparken AK Parti, teşkilatta içki ikram ediyor. MHP, eski MHP değil. Neler oluyor, siyaset mi normalleşiyor?
Bizim ana sorunumuz genişletilmiş zihniyet denilen, dünyaya başkalarının da gözünden bakmayı gerektiren zihniyete sahip olmamamız. Biz sadece kendimiz varız, kendi yaşam tarzımız var zannediyor, her şeyi kendimiz için istiyoruz, demokrasi de özgürlükler de dahil buna. Başka insanlar söz konusu olunca hemen gözlerimizi kapatıyoruz, önyargılarımız ön plana çıkıyor ve tüm açılımlar sekteye uğruyor. 'Herkesin kendi yaşam tarzını seçme, kendi kimliğine sahip olma ve onu yaşama hakkı vardır, bu kimlikler arasında bir hiyerarşi yoktur'u kabul edebilirsek toplum olarak, ancak o zaman normalleşeceğimizi düşünüyorum. Başörtüsü olayı mesela. 90'larda serbestti ve başörtülü öğrencilerle açık öğrenciler arasında inanılmaz güzel bir ilişki doğmuştu. Bunu kendim gözlemledim. Aslında sorun olmuyor ama biz bir şeyi sorun haline getirmeyi, buradan siyaset üretmeyi, saflarımızı belirlemeyi seven bir toplumuz.
CHP'de çarşaflı kadına rozet takan Baykal, AK Parti de yapılan içki servisi... Bu fotoğraflar tavandan tabana bir ötekini kabul etme, alışma pratiği oluşturabilir mi?
Olabilir ama devamı getirilirse. Gerçekten içten inanılarak yapılan şeylerse. Mesela AK Parti'de içki servisi yapılmış. Bu çok normal bir şey aslında. Biz sürekli, kim içki içti kim içmedi diye gözlemeye çalışır sürekli bunu manşetlere taşırsak, bu sorunun çözüleceğini zannetmiyorum. Ya da tüm siyasi söylemimizi kimin eşinin başı örtülü kimin değil etrafında oluşturursak bir yere varamayız. Köken avcılığına çıkmış medya ve siyasetçilerle karşı karşıyayız. Kimin annesi Ermeni kim dönme, kim şu kim bu siyaseti yapılıyor. Etnik kimliklere kör olduğunu söyleyen bir parti, CHP köken avcılığına çıkıyor. Onun için tamamen bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var.
'Kerhen oy'dan vazgeçmeliyiz
CHP'nin sosyal demokrat bir parti olmadığı eleştirileriyle ve yeni bir parti kurma amacıyla CHP'den ayrılıp sonra tekrar CHP'ye dönen sosyal demokrat siyasetçiler var. CHP, alternatifi üretilemeyen ama mecbur kalınan bir parti konumunda mı sol siyaset için?
Bizdeki ana akım sosyal demokrat, sol akımlara bakın, aslında tam da devlete karşı bir duruşları yoktu. Burjuvaziye karşıydılar ama devletle hesaplaşmak düzenle hesaplaşmak kadar önemli değildi. Ön kabullerden kurtulmak gerekiyor. Dünyada alternatifsiz hiçbir oluşum ve birey yoktur ama zihinlerimize yerleştirmişiz ve her adımın başarısızlıkla sonuçlanacağına inanıyoruz. Ama böyle değildir. Bunu söylemek insan iradesini toplum iradesini yok saymaktır. Doğru bir siyasetle, evrensel değerleri savunan, daha demokratik ve özgürlükçü yeni bir sosyal demokrat hareket ortaya çıkabilir.
CHP'ye oy verenlerin yüzde 63'ü yeni bir parti gerektiğini düşünüyor ve CHP'ye kerhen oy veriyor ama, yeni bir parti neden bir türlü oluşturulamıyor?
Çünkü biz hala kerhen oy vermeyi kabul eden, ehveni şer olanı (kötünün iyisi), asılnda iyi olana kabul eden bir toplumuz. Topluma önemli sorumluklar düşüyor, siyasi aktör olmayı öğrenmemiz gerekiyor.
AK Parti verdiği sözleri tutmalı
Ya AK Parti'nin tutumu?
AK Parti muhafazakár kesimin dışındaki kesimlerden de oy aldı. Bunda AK Parti'nin devleti reform etme, demokrasi ve özgürlükler yolunda yapacağı açılımların payı var idi. AK Parti verdiği sözlerin arkasında durmak zorundadır. Bugünkü iletişim ortamında hiçbir parti hatta hiçbir devlet ya da devletin imajı salim değildir. Her an onlar da başkalarının gözetimi altındadır, yaptıkları da söylemlerine karşı test edilecektir. AK Parti bunun için demokratikleşme sözlerinin arkasında durmak zorundadır. Yoksa toplumdaki en azından toplumun bir kesimindeki o sahicilik algısını yitirecek diğer partilerden farkı kalmayacaktır.
Davos tepkisi halkın tepkisiydi
Başbakan'ın önce Gazze'de yaşananlarla ilgili olarak söyledikleri daha sonra Davos'taki tavrı, emekli diplomatlardan ve belli kesimlerden eleştiri alırken toplumun tamamından çok büyük bir destek gördü. Bu keskin farkın nedeni ne, toplum artık dış politikaya da kendisi mi karar vermek istiyor?
Hem bu var, hem de daha sahici bir tepkiydi Erdoğan'ın tepkisi. Toplum da böyle algıladı. Diplomasinin halk tarafından anlaşılmaz inceliklerinin dışında kalan, tam da halkın kendi vereceği bir tepkiye benzeyen bir davranış olduğu için bu kadar ses getirdi. AK Parti'ye karşı olan kesimler dahi bu davranışı alkışladı. Ben burada, Batı tarafından sürekli dışlandığını ve küçümsendiğini hisseden halkın ve politikacıların 'milli onurları'nın Erdoğan'ın bu hareketiyle tamir edildiğini hissettiklerini düşünüyorum. Batıya karşı bir tavır koyabilmiş olmasının, bugün bir kahraman olarak algılanmasında etkili olduğunu düşünüyorum. Dışlanmışlık duygusu özellikle imparatorluklardan gelen halklarda oldukça önemlidir. Bilinçaltlarında yerleşik bir duygudur, Başbakanın tepkisine verilen destek bu duygunun dışa vurumudur. Ama Erdoğan kendini mazlum halkların sözcüsü olarak görüyorsa aynı şeyi tüm mazlum halklar için de yapmak, kendi ülkesinde de göstermek zorundadır. Hiçbir devlet, hiçbir devlet adamı imajını sonsuza kadar aynı tutamaz. Sürekli tazelemek zorundadır çünkü sürekli test edilecektir bu imaj.





