Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, dün gerçekleşen Ergenekon operasyonu son dalgasını değerlendirdi. Soruşturma ve yargılama safhalarının parça parça sürdürüldüğü tefrikaya dönen hukuki süreçlerin, kamuoyunda sürekli tartışılan bir huzursuzluk kaynağı haline geldiğini kaydeden Bahçeli, " Hukukun siyasi amaçlara alet edildiği, adaletin siyasi iktidar tarafından korku, baskı ve yıldırma silahı olarak kullanıldığına dair endişeler toplumumuzda giderek yaygınlaşmaktadır.
Herkes Türk adaletine güvenmeli ve hukuki süreçlerin sonuçlarını soğukkanlılıkla beklemelidir. Ancak, bu süreçlerin zamana yayılarak sürekli gündemde tutulmaması, adil yargılama ilkesine uygun olarak biran önce tamamlanması da toplumsal güven ve huzur açısından büyük önem taşımaktadır. Beklentimiz, suç ve suçluyu tasnif ederken masum olabilecek insanların haysiyetlerini incitecek davranışlardan uzak durulması, adli uygulamaların elbette ki hukuka uygun ve ancak insani ölçüleri de dikkate almasıdır. Aksi
tutumların devamı halinde adalet siyasetin ve ideolojik çekişmelerin gölgesinde kalarak güven kaybedecektir. Bugün geldiğimiz noktada bu hususların tüm ilgili taraflarca anlaşılması ve değerlendirilmesi, bir zorunluluk halini almıştır" şeklinde konuştu.
MHP lideri, son günlerde Ermenistan ile ilişkiler Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün açtığı yolda ve hükümetin girdiği çıkmaz sokakta ilerlediğini belirtti. Bugün dış dayatmaların toplumda neden olacağı tepkileri asgariye indirmek ve iç kamuoyunu yönlendirmek için Erbil, Brüksel, Washington ve Erivan lobilerinin hükümetle tam bir işbirliği ve eşzamanlı adımlarla ihanete hız verdiğini ileri süren Bahçeli, şunları söyledi:
" Türkiye'nin içinde Ermeni yanlısı bir cephe oluşturmak için yaklaşık 6,5 yıldır her zemin ve ortam kullanılarak sürdürülen faaliyetlerin, kamuoyu hassasiyetini köreltmeyi amaçladığı bilinmektedir. Elbette ki sorun AK Parti'den önceki yıllarda başlayan ve süre gelen bir sorundur. Ancak, bu konuda ülkeleri aleyhimize cesaretlendiren, yanlış yürüttüğü diplomasi ile AK Parti hükümeti olmuştur. Adına 'normalleşme' denilerek, bir yandan Ermenistan'la ikili, üçlü görüşmelerle; maç izleme bahanesi ile yürütülen
ilişkilerle süreç Ermenistan'a tek taraflı taviz verme aşamasına kadar dayanmıştır. Büyük bir tarihi mirasın emanetçisi olan Türkiye'nin, Ermenistan'ın peşinden koşmasının ve ilişkilerin düzeltilmesi için ricacı konumuna sokulmasının ne siyasi, ne ahlaki, ne meşru ve ne de anlaşılabilir bir izahı ve gerekçesi olamayacaktır. Hükümeti uyarıyorum. Ermenistan'a olan yaklaşımınız tıpkı, Kıbrıs'ta Rumlarla, Irak'ta aşiret reisleri ile olduğu gibi haysiyet kırıcıdır, onurumuzu zedeleyicidir ve büyük milletimizin
asla hak etmediği bir seviyesizliktir. Milliyetçi Hareket Partisi, ülkemizde maalesef soykırım özürcülerinin zuhur ettiği bu dönemde gelişmelerden kaygı duyarak infiale kapılan Azerbaycanlı soydaşlarımızın haklı ve yerinde hassasiyetini ve endişelerini sonuna kadar paylaşmakta ve bu yüksek şuurun tecellisinden iftihar etmektedir. Bilinmelidir ki, soykırım yalanına dayalı iddialarından vazgeçilmedikçe, işgal altında tutulan Dağlık Karabağ bölgesi Azerbaycan'a iade edilmedikçe ve Türkiye üzerindeki toprak
taleplerinden dönülmedikçe Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırı açmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Yeter ki Türk milleti uyanık ve kararlı olsun" .
" Türkiye, uluslararası alanda çok ciddi itibar kayıpları yaşamıştır. Uygulanan teslimiyetçi politikalarla ülkemiz saygınlığını her geçen gün yitirmiş; her isteyenin tuttuğunu koparabileceği aciz, çaresiz bir ülke konumuna düşürülmüştür" diyen Bahçeli, " Türkiye'nin en büyük talihsizliği, bu çok kritik bir dönemde ehliyetten, liyakatten, vizyondan, milli duruştan yoksun kadrolar tarafından yönetiliyor olmasıdır. Türkiye'nin bugün yaşadığı en temel sorunu budur. Türkiye savaş mağlubu bir ülkenin düştüğü
çaresizliğe eşdeğer bir teslimiyetin içine girmiştir. Zafer, başarı, itibar kazanma, saygınlık adı altında maskelenmeye çalışılan bu sonucun müsebbibi Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetidir. Gelişmelerden anlaşıldığı kadar, Türkiye'nin bölgemizdeki stratejik duruş ve tutumunu tanımlayan 'Milli Güvenlik Siyaset Belgesi' çöpe atılmış, Türkiye'nin bütün kırmızı çizgileri hükümet eliyle birer birer silinmeye başlanmıştır" diye konuştu.
" Devlet politikalarında, böylesine köklü değişikliklerin tek başına bile olsa yalnızca hükümet tasarrufu ile yapılamayacağını huzurlarınızda ifade etmek istiyorum" diyen Bahçeli, şunları söyledi:
" Irak, Irak Yerel Yönetimi, Ermenistan, Kıbrıs ve terörle mücadele gibi hayati konularda atılan adımların hesaplarını kimler yapmış, stratejik değerlendirmelerini kimler hazırlamıştır? Kimler onay ve karar vermiştir? Yabancılarla, kapalı kapılar arkasında pazarlıktan kaçınmayan hükümetin, gelişmeleri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden saklama çabası bu açıdan manidardır. Gerek kamuoyunun ve gerekse hükümetin angajmana girdiği yabancı muhataplarının bilmesini ve ayaklarını denk almasını istediğim husus
şudur; bugün işbirliğine yatkın, taviz vermeye hazır bir siyasal iktidar işbaşında bulunabilir. Ancak demokrasilerde iktidar sonsuz değildir. Milliyetçi Hareket Partisi iktidara geldiğinde, briren, yanlış yürüttüğü diplomasi ile AK Parütün bu stratejik gelişmeleri devletin temel kurumları ile birlikte yeniden gözden geçirecektir. Milli devletin bekasına halel getirecek, haysiyetimizi incitecek ve geleneksel devlet politikasından uzaklaştıracak maceracı ve teslimiyetçi hükümet tasarrufu olan bütün girişim
ve hamleleri mutlaka sorgulayacak ve reddedecektir."
BAKAN ŞİMŞEK'İN AÇIKLAMALARINA " KÜSTAHÇA" YORUMU
MHP Genel Başkanı Bahçeli, ekonomik krize karşı AK Parti tarafından yeterince ve tatmin edici ölçüde önlem alınmadığını öne sürdü. Bu zamana kadar krize karşı alındığı iddia edilen beş tedbir paketinin toplumsal karşılığının oluşmadığı, çiftçinin, esnafın, emeklinin, memurun, işçinin durumlarında gözle görülür ve hissedilir bir iyileşme sağlamadığının anlaşıldığını ifade eden Bahçeli, " Hali hazırda, hazırlığı süren altıncı paketin kapsamında yer aldığı kamuoyuna yansıyan kredi garanti mekanizması
uygulamasının ise ne getirip götüreceği uygulama aşamasında daha iyi görülebilecektir. Her şeye rağmen hükümetin, başta bazı sektörlerdeki satış hacmini artırabilmek ve iç talebi canlandırabilmek amacıyla ÖTV ve KDV indirimleri olmak üzere farklı zamanlarda aldığı tedbirlerin, kısıtlı ve dar bir alanda belli belirsiz etkiler doğurduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Kaldı ki genel anlamda alınan tedbirlerin krize karşı koyabilmek, krizin olumsuzluklarını giderebilmek için etkili olmadığı da bir gerçektir.
Her şeyden önce, ekonomik tedbir diye alelacele ortaya atılan yaklaşımların rafine görüşler olmaktan daha çok, kamuoyu baskısı neticesinde, bir şey yapmış olmak için ulu orta söylenen fikirler olduğu görülmektedir. Krizin tasvir ve tanımı yapılmadan, açık ve akıcı tespiti olmadan, isabetli tahlilleri bulunmadan alınacak her ekonomik tedbirin sonu ve sonucu hedeflenen istikrarı getirmeyecektir. Ayrıca yatırım ve tüketimde görülen azalmanın iç ve dış kredi kanallarının tıkanmasıyla çok yakından bir ilgisi
bulunmaktadır" diye konuştu.
Bahçeli, ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'in geçtiğimiz günlerde yaptığı " Hane halkının durumu iyi, bankaların durumu iyi, özel sektörün durumu da o kadar çok korkulacak düzeyde değil" şeklindeki açıklamaları için 'küstahça' yorumu yaptı. MHP lideri Bahçeli, " Bakan'ın sözleri nasıl bir ruh ve bakış açısıyla ekonomiye bakıldığını net olarak göstermektedir. Buradan açıklıkla sormak isterim ki; herkesin durumu iyiyse, sokaklardaki, dükkanlardaki, evlerdeki, işyerlerindeki çığlıklar neden
yükselmekte, ekonomik sorunlardan dolayı şikayetleri kim ve hangi amaçla yapmaktadır? Zihin bulanıklığı ve akıl tutulması sonucunda söylendiğini düşündüğümüz bu sözlerin, aziz milletimizle alay etmek anlamına geleceğini ve böylesi bir küstahlığı da Milliyetçi Hareket Partisi olarak kabul etmeyeceğimizi ifade etmek istiyorum" diye konuştu.
Sınırı açmaya kimsenin gücü yetmez
YUSUF ZİYA ERARSLAN ANKARA (İHA) - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Ermenistan soykırım yalanına dayalı iddialarından vazgeçilmedikçe, işgal altında tutulan Dağlık Karabağ bölgesi Azerbaycan'a iade edilmedikçe ve Türkiye üzerindeki toprak taleplerinden dönülmedikçe Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırı açmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir" dedi.





