ABD'de 2 bin çalışan ve 500 üst düzey yöneticinin katılımıyla yapılan araştırmada, sanal ortamların kurumsal itibara zarar verip vermediği yolundaki soruya çalışanların yüzde 74'ü " kesinlikle" veya " katılıyorum" yanıtını verdi. Buna karşılık çalışanların yüzde 53'ü, sanal topluluk siteleriyle ilgilenmenin işverenin işi olmadığını belirtiyor. Çalışma bu konuda yöneticiler ve çalışanlar arasında ciddi bir görüş ayrılığının bulunduğunu ortaya koydu.
Deloitte 2009 Kurumsal Etik ve İş Ortamı Araştırması'na yanıt verenlerin yüzde 74'ü Facebook, Twitter ve Youtube gibi sanal topluluk sitelerinin marka itibarına zarar verme potansiyeli açısından belirli riskleri taşıdığı kanısında. Kurumlar, çalışanların kendisini rahatça ifade edebildikleri bu sitelerde kurumsal itibarına zarar veren durumlara karşı zaman zaman mücadele vermek zorunda kalabiliyor. Belli başlı küresel markalarla ilgili yapılan haberlerin önemli bir kısmı ise online ortamda gerçekleşen
tartışma, öneri ve eleştirilerden ciddi ölçüde etkileniyor.
Deloitte araştırmasına yanıt veren üst düzey yöneticilerin yüzde 15'i yönetimin sanal topluluk ortamlarındaki itibar risklerine karşı hazırlıklı olduğunu ifade ederken, yüzde 58'i ise yönetimin bu konunun farkında olduğunu ve önlemleri tartıştığını söyledi. Buna karşılık görüşülenlerin sadece yüzde 17'si bu konuda bir programa sahip olduklarını vurguluyor.
Yöneticilere sanal ortamdaki risklere karşı şirketin ne tür önlemler aldığı sorulduğunda, yüzde 27'si " Yönetici ekibimiz sanal topluluklarla ilgili kurumsal riski azaltma konusunda düzenli olarak tartışıyor" ; yüzde 22'si " Şirket çalışanlarının sanal topluluk araçlarını ne şekilde kullanacağını tanımlayan resmi kurallar var" ; yüzde 22'si " Kıdemli yönetici ekibimiz şirket genelinde sanal topluluk ağlarının nasıl kullanılacağını açıkladı" , yüzde 17'si ise " Şirketimin sanal topluluk ağlarıyla ilişkili
riskleri izlemek ve azaltmak için geliştirdiği özel bir programı bulunuyor" yanıtını verdi.
Yöneticilerin yüzde 60'ı sanal sosyal topluluk ağı ortamına katılanların kendilerini nasıl tanımladıklarını şirketin " bilme hakkı" bulunduğunu savundu. Çalışanların yüzde 53'ü ise sanal topluluk siteleriyle ilgilenmenin işverenin " işi" olmadığı görüşünde.
Bununla birlikte, çalışanların yüzde 61'i, işveren sanal topluluk ağlarını izlemeye karar verirse kendilerinin bu konudaki yaklaşımlarını değiştirmeyeceğini, zira sanal topluluk ağlarında bulunmanın çok özel bir durum olmadığını ve dahası sanal ortamdaki profillerini istedikleri gibi düzenleme esnekliği olduğunu söylüyor.
Araştırma hakkında bilgi veren Deloitte Türkiye Etik Lideri ve Ortak Sibel Türker, bireylerin kendi bilgi ve düşüncelerini diğer kişilerle paylaşmalarını, birbirleriyle iletişim kurmalarını ve çeşitli fikirlerin yaygınlaşmasını sağlayan sanal topluluk ağlarının sürekli gelişme gösterdiklerine dikkat çekti. Türker, " Günümüz dünyasında yaşanan bu güçlü olguyla birlikte bireylerin özel yaşamı ve kurumsal kimlikleri arasındaki ince çizgiler de giderek silinmeye başlıyor. Bireylerin online ortamda iletişim
hakkı olmasına karşılık, bu ortamlardaki iletişim kurumların ve markaların itibarını etkileyebilecek olumsuz sonuçlara da yol açabiliyor. Kurumsal itibar etrafındaki kaygılar tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yöneticileri yakından ilgilendiriyor" diye konuştu.
DELOITTE'TAN "SOSYAL AĞLAR VE KURUMSAL İTİBAR RİSKİ" ARAŞTIRMASI
Deloitte'un "Sosyal Ağlar ve Kurumsal İtibar Riski" başlıklı "2009 Kurumsal Etik ve İş Ortamı Araştırması", kurumların mevcut risklere karşı çok hazırlıklı olmadığını ortaya koydu.





