Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi toplantısında konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, " Nükleer silah sahibi 5 devletin ellerindeki nükleer silahları topyekün biçimde imha etme yolunda ortaya koydukları kati taahhüt, anlaşmanın en önemli gereğidir" dedi.
Başbakan Erdoğan ABD'nin New York kentinde düzenlenen BM Güvenlik Konseyi toplantısında konuştu. Erdoğan konuşmasında, " Bu zirve bize nükleer silahlanma, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve nükleer emniyet ve güvenlikle bağlantılı konuları en üst düzeyde ele alma fırsatı vermektedir. Her üç konu da bugünkü oturumu yerinde ve zamanlı bir toplantı haline getiren son derece önemli meselelerdir. Bu konularda insanlığa karşı ortak sorumluluğumuz var. 40 yıl önce nükleer tahribat tehdidi insanlığın ufuklarını bugünküne kıyasla daha fazla karartırken, dünya liderleri bir araya gelip 20'inci yüzyılın tartışmasız en önemli anlaşmalarından biri olan nükleer silahların yayılmasını engellemek anlaşmasını ortaya çıkarmışlardır. Nükleer enerjinin barışçıl kullanma şeklindeki 3 ana dayanağı ile geçerliliğini ve vazgeçilmezliğini 40 yıl önceki kadar koruyan bir anlaşmadır. Geçen zaman zarfında bu çerçevede birçok önemli iş başarılmıştır. Anlaşma rejiminin bütünlüğünün ve geçerliliğinin güçlendirilmesi ihtiyacı söz konusudur. Toplantımızın uluslararası toplumu yeniden harekete geçireceğine ve anlaşmanın gelecek yıl yapılacak olan yeniden gözden geçirmeye dikkat çekeceğine inancım tamdır. Nükleer silahsızlanma konusu adım adım ilerleyen ve aynı zamanda süreklilik arz eden bir yaklaşım gerektiriyor. Nükleer silah sahibi 5 devletin ellerindeki nükleer silahları topyekün biçimde imha etme yolunda ortaya koydukları kati taahhüt, anlaşmanın en önemli gereğidir. Bu sorumluluk 13 pratik adımın üzerine koymak suretiyle şimdi yerine getirilmektedir. Hukuki bağlayıcılığı haiz yeni bir anlaşmayı bu anlayışla destekliyoruz" dedi.
Erdoğan, UAEA'nın nükleer teknolojinin barışçıl kullanımının yayılması çalışmalarına destek verdiklerini kaydederek, " Biz kitle imha silahlarına sahip olmanın bu çağda hiçbir ülkeye ilave güvenlik sağlamadığı görüşündeyiz. Bilakis bu silahlar bölgesel güvenlik ve istikrara zarar veriyor. Bu nedenle Türkiye özellikle Orta Doğu'da olmak üzere kitle imha silahlarından arındırılmış bölgeler tesisine yönelik bütün ciddi adımlara önem atfetmekte ve desteklemektedir. Nükleer teknolojiye duyulan itimadın emniyet önlemlerinin kuvvet ve güvenilirliyle bire bir irtibatta olduğundan kuşku yoktur. Nükleer emniyet seviyesinin dünya genelinde artırılması ve idamesi de kuşkusuz önem taşıyor. Diğer yandan nükleer terörizm ve nükleer maddelerin yasadışı ticareti de, küresel bir ortak taahhütle karşı koyulması gereken ciddi bir güvenlik tehdididir. Bu çerçevede mevcut BM ve UAEA sözleşmelerinden ve ilgili çok taraflı enstrümanlardan da yararlanmak suretiyle kapsamlı bir yaklaşım benimsemeliyiz. 1540 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı ve onun etkin bir şekilde kullanılması da bu nedenle büyük önem taşımaktadır. Bu vesileyle oylayacağımız karar tasarıyı bu anlayışla destekliyoruz" ifadelerini kullandı.
KOMŞULARLA İLİŞKİLER
Yaklaşık yarım saat süren konuşması boyunca Türkiye'nin bölgedeki rolü ve komşuluk ilişkilerine değinen Başbakan Erdoğan, BM'nin daha aktif rol oynaması için yapılması gerekenlere de değindi. Konuşmasına 64'üncü Genel Kurul başkanlığına seçilen Abdülselam Treki'yi tebrik ederek başlayan Erdoğan, Türkiye'yi BM Güvenlik Konseyi'ne seçen üyelere de teşekkür etti. Sorunların çözümü için herkesi kucaklayan, adil, paylaşımcı, farklılıkları zenginlik olarak gören ve güven esasına dayalı bir küresel düzene ihtiyaç olduğunu ifade eden Erdoğan, " Böyle bir tabloda BM'nin önemi ve vazgeçilmezliği netlik kazanıyor. Adil ve katılımcı bir küresel düzenin kurulması için BM'nin etkinliğini arttırmak zorundayız. Küresel barış ve istikrara dair umutlarımız her an diridir. BM'nin küresel kamu vicdanının sesi olmasını istiyoruz. Bu amaçla reform girişimlerine tam destek veriyoruz" dedi. Erdoğan, Türkiye olarak Güvenlik Konseyi'nin temsil gücünün arttırılmasına istediklerini ifade etti.
Türkiye'nin bölgesinde barış ve istikrar unsuru olarak büyük çaba sarf ettiğini belirten Erdoğan, " 'Komşularla sıfır problem' politikası olarak ifade ettiğimiz yaklaşımla ilişkilerimizi son derece iyi bir noktaya getirdik. Bölgemizdeki sorunlar, aynı zamanda küresel sonuçları da olan sorunlardır. Bu yüzden bölgemizde izlediğimiz yapıcı ve barışçı politika sadece bölgesel değil, küresel barışa da hizmet etmektedir. Pasif iyi komşuluk ilişkisinden aktif dostluk ilişkisine geçmeyi hedefliyoruz" diye
konuştu.
Türkiye'nin bölgedeki çabalarını tek tek örneklerle anlatan Erdoğan, " Komşumuz Yunanistan ile devam eden diyalog süreci bu durumun somut örneğidir. Ermenistan ile ilişkilerimizde normalleşmeye yönelik gayretlerimiz de meyvelerini vermeye başlamıştır. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki itilaflar, başta olmak üzere Kafkaslardaki diğer itilafların da bölge ülkelerinin toprak bütünlüklerinin korunması temelinde kalıcı çözümlere ulaştırılası zamanı gelmiştir" ifadelerini kullandı.
İSRAİL-FİLİSTİN MESELESİ
Irak'ın toprak bütünlüğü, siyasi birliği ve iç barışının gerek Türkiye gerekse dünya barışı için öneminden bahseden Erdoğan, konuşmasında İsrail-Filistin meselesine de değindi. " Filistin ve İsrail'in iki devlet temelinde çözüme kavuşturulmasını bölge ve dünya barışının vazgeçilmez bir şartı olarak görüyoruz. Filistin'de ulusal uzlaşının sağlanması, bağımsız Filistin devletinin kurulması sürecini hızlandıracaktır" diye konuşan Erdoğan, Türkiye'nin Filistin halkının yanında yer alan tutumunun devam
edeceğini belirtti. Erdoğan, " 2008 yılının sonunda patlak veren Gazze'ye yönelik saldırı, kısa sürede insanlık dramına dönüştü. Fosfor bombalarının atılması neticesinde bin 400'e yakın insan hayatını kaybetti. 5 bine yakın insan yaralandı. Gazze'nin altyapısı yerle bir edildi. Gazze Şeridi'ndeki çatışmaları sona erdiren ateşkes ilanının ve güvenlik konseyi kararının üzerinden 8 ay geçti. Ayrıca Şarm El Şeyh kentinde Gazze'nin yeniden imarı için milyarlarca dolarlık taahhütte bulunulmasının ardından da 6
ay geçti. Ancak Gazze'deki insani trajedi devam ediyor" dedi.
Gazze'nin kaderine terk edildiğini söyleyen Başbakan Erdoğan, " Biz hem İsrail'in hem de Filistin'in barış ve güvenliği için bu engellerin derhal kaldırılmasını ve Gazze'deki yaşamın normalleşmesini talep ediyoruz. Filistin sorununu, sadece bir tarafın talepleri ile çözemeyiz. İsrail'in güvenliği kadar Filistinlilerin istikrar talebi de önemlidir. Filistin sorununun çözümü, ancak herkese adil ve eşit davranılması ile mümkün olacaktır. Gazze'deki insanlık dramının sonra erdirerek kalıcı huzur ortamının tesisi, insani ve vicdani sorumluluğumuzdur. İsrail-Filistin müzakerelerinin yeniden başlamasının hayati önem taşıdığına inanıyoruz" diye konuştu.
Ortadoğu'da barışın tesisi için ülkeler arasındaki ilişkilerin iyileşmesi gereğinden bahseden Başbakan Erdoğan, İsrail ve Suriye arasındaki ilişkilerin başlaması, Lübnan'ın istikrarı ve İran'ın nükleer programı konularına da değindi. " Türkiye, tüm ülkelerin barışçıl nükleer enerjiden yararlanma hakkına sahip olduğunu savunur. Diğer taraftan nükleer silahların yayılmasının dünya barışını tehdit eden bir gelişme olduğunu hatırlatarak herkesi sorumlu davranmaya çağırıyoruz" diye konuşan Erdoğan, Afganistan'ın içinde bulunduğu durumu ve Pakistan'daki gelişmeleri de yakından takip ettiğini ifade etti.
KIBRIS SORUNU
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Balkanlardaki gelişmelere değinen Erdoğan, " Adada kalıcı çözüm bu çatı altında sağlanacaktır. Mevcut müzakere sürecinde tüm tarafların yapıcı davranması halinde 2009 yılı sonuna kadar kapsamlı çözüme ulaşılması mümkündür. Tarafların uzlaşamadığı noktalarda BM'nin devreye girmesi gerekmektedir. Hedefimiz, varılacak çözümü en geç 2009 bahar aylarında referanduma götürmek olmalıdır. Ancak Rum uzlaşmazlığı nedeniyle yine çözüm bulunamadığı taktirde KKTC'nin uluslararası alandaki statüsünün normalleştirilmesi, artık ertelenemeyecek bir zorunluluktur. Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüm için herkesi üzerine düşeni yapmaya çağırıyorum. Kıbrıs Türk tarafı hâlâ haksız izolasyona maruzdur. Çözümsüzlüğünün bedelinin Türk tarafının ödemesini beklemek hakkaniyete uygun değildir. Kıbrıs Türkleri üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması çözüm sürecini hızlandıracaktır" dedi. Küresel iklim değişikliği ve insanlığın ortak kültürel mirasının öğretilmesi gibi tüm dünyayı ilgilendiren konuların BM çatısı altında özel bir konuma taşınacağını belirten Erdoğan, sözlerini 64'üncü BM Genel Kurulu'nun barış ve insanlık adına hayırlı olması temennisi ile noktaladı.
NEW YORK - İHA
Erdoğan BM Güvenlik Konseyi'nde Konuştu
"Nükleer silah sahibi 5 devletin ellerindeki nükleer silahları topyekün biçimde imha etme yolunda ortaya koydukları kati taahhüt, anlaşmanın en önemli gereğidir"





