DTP Genel Başkanı Türk, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, çözüm adına somut bir yol haritası çıkmasa da, Kürt sorunuyla ilgili bir tartışma sürecinin başlaması açısından bu genel görüşmeyi önemsediklerini ve kayda değer bir başlangıç olarak gördüklerini ifade etti. " Kürt sorunu, yıllardır askeri güvenlik mantığı içerisinde tutuldu. Siyasal zemine taşınmasına izin verilmedi. Yok sayılarak gizlenmeye çalışıldı.
Ama sonunda mızrak çuvala sığmadı ve Kürt sorunu gibi esaslı bir sorun Meclis'in gündemine getirildi" diyen Türk, " Bizce önemli olan, bir tartışma döneminin başlaması, Kürt sorununun siyaset ve Meclis zeminine oturmasıdır. Yaşanan çatışmalı ortamın ardından konunun Meclis'e getirilmiş olması önemlidir.
Geç de kalınmış olsa soruna sivil çözüm arayışlarının başlaması açısından umut vericidir. Elbette Kürt sorununun bir genel görüşmeyle sınırlı tutulmaması gerekir. Somut çözüm projelerinin ve çalışmalarının başlatılması elzemdir. Sürecin daha ileri bir aşamaya taşınması artık Meclis'in önündeki en önemli görevlerden biri haline gelmiştir. Bu nedenle Meclis'i, ciddi bir demokrasi ve çözüm sınavının beklediğini buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Ancak şunu da belirtmeliyim ki Meclisimizin bu sınavı başarıyla geçebilmesi için hem demokrasiye hem de sorunların çözümüne olan yaklaşımını ciddi bir biçimde gözden geçirmesi gerekiyor. Her şeyden önce, parlamentonun temsil ettiği halk iradesine dayalı olarak kendisini sorunlar karşısında temel çözüm gücü olarak görmesi gerekir. Vesayetçi
zihniyetten kurtulmanın tam da zamanıdır. Parlamenter demokrasinin de, demokratik siyasetin de gereği budur. Bu nedenle çözüm sürecinin gelişebilmesi için siyaset kanallarının açık tutulması, Meclis'in partiler üstü bir anlayışla işletilmesi gerekir" diye konuştu.
" Meclis, Temel Bir Sorunun İlk Defa Konuşulmasına Tanıklık Etti"
TBMM'de geçtiğimiz hafta yapılan genel görüşmenin önemli sonuçlar ortaya çıkardığını ve bunlardan en önemlisinin yıllardır varlığı inkar edilen Kürt sorununun geleneksel politikalarla ortadan kaldırılamayacağı gerçeğinin kabul edilmesi olduğunu belirten Türk, " 10 Kasım'da başlayan ön görüşmelerle Meclis, 86 yıldan bu yana siyasetin gündeminden çıkarılmış, temel bir sorunun ilk defa konuşulmasına tanıklık etti. Tabii ki, neredeyse bir asra yakın yok sayılmış bir sorunun konuşulması, soruna temel teşkil eden zihniyetin de, bütün açıklığıyla ortaya çıkmasını sağladı" şeklinde konuştu.
CHP adına konuşan sözcünün, devletin kuruluşundan bugüne kadar Kürtler ve Aleviler şahsında, tüm farklı kimlik ve kültürlere karşı ayrımcı yaklaşımını açık seçik ortaya koyduğunu söyleyen Türk, " CHP'ye göre, Kürtlerin, Alevilerin ve tüm farklı grupların hak ve özgürlük talepleri şiddetle üzerine gidilmesi gereken konulardır. Çünkü bu demokratik talepler CHP'ye göre, devletin üstten bir proje ile topluma dayattığı tek tipleştirmeye karşı bir isyan, bir ayaklanmadır. CHP'ye göre, nasıl ki, emperyal ordulara karşı bir Kurtuluş Savaşı yürütüldü ise, Dersim ve diğer olaylarda da görüldüğü gibi iç düşmanlara karşı da benzer bir savaş yürütülmesi gerekiyordu. Bu mantığa göre Kürtler, Aleviler ve diğer tüm farklılıklar zaten potansiyel olarak iç düşmandırlar.
Ve eğer devletin dayattığı tek tip kalıbı reddederlerse, korkunç katliamlarla bastırılmaları işin doğası gereğidir. Söylediklerinin anlamı şudur, Kürt sorunu konusunda da, aynı yöntem kullanılmaya devam edilmelidir. Kesinlikle, diyaloğa barışçıl ve siyasal çözümlere karşı her türlü müdahale yapılmalıdır. Bu müdahaleler, talepler, bastırılıncaya kadar devam etmelidir. Bu zihniyet, tek parti döneminin otoriter zihniyetinin ta kendisidir. CHP'nin sosyal demokrasiden bağlarını tamamen kopardığını yıllardan beri biliyorduk. Ve bunu durmadan söylemeye, insanlara anlatmaya da gayret ettik. Fakat, bu kadar açık seçik bir şekilde özüne rücu ettiğine biz de ilk kez tanık olduk.
Bu bir gaf değil. İstenmeden söylenen bir söz de değil. Niyetini aşan, kazara edilmiş bir söylem hiç değil. Kürtleri ve Alevileri düşman olarak tanımlıyor, korkunç Dersim katliamını meşru görüyor. Bunu iktidara bir yöntem olarak önermeye devam ediyor. Şimdi soruyorum. Böyle bir zihniyet nasıl iflah olur? 21. yüzyılda böyle bir zihniyetin yeri olabilir mi?" dedi.
" Meclis'in Geçmişteki Karanlık Olayları Aydınlatarak Hakikatleri Ortaya Çıkarması Gerekir"
Dersim olayının tüm boyutlarıyla aydınlatılmasını istediklerini, devlet arşivlerinin açılması ve insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak tanınıp gereğinin yerine getirilmesini talep ettiklerini belirten Türk, " Bunun için Meclis Başkanlığı'na 2 yıldan beri verilmiş soru ve araştırma önergelerimiz bulunuyor. Bu önergelerin bir an önce Meclis gündemine getirilmesi ve gerçeklerin halka açıklanması artık kaçınılmaz olmuştur. Türkiye'nin en temel sorununu tartışmaya başlayan Meclis'in, Dersim Katliamı'ndan başlamak üzere geçmişteki karanlık olayları aydınlatarak hakikatleri ortaya çıkarması gerekir. Üstlendiği sorumluluk gereği bu bir zorunluluktur. Ancak bu şekilde Kürt sorunu ve bütün demokratikleşme sorunları barışçıl bir şekilde çözülebilir. Bu görev de hiç şüphesiz Meclis'in görevidir" ifadelerini kullandı.
Bugün Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu temel sorunun, ülkenin çok kültürlü, çok kimlikli yapısını kucaklayamayan, halen tek tipçiliği dayatan sistem ve onun anayasası olduğunu söyleyen Türk, " O nedenle, çözüm de ancak, anayasal adımlarla mümkün olabilir.
Bu ülkede Kürtler başta olmak üzere bütün farklı kimlik ve kültürlerin hakları Anayasal güvenceye bağlanırsa, çözüm konusunda önemli bir mesafe alınmış olur. Ancak Hükümet anayasa ihtiyacına dikkat çekse de somut adımlar noktasında bir güvence vermemektedir. Bu durum açılım sürecine bir belirsizlik olarak yansımaktadır. Hükümet biran önce bu belirsizliği netleştirmeli ve Anayasal adımlarla ilgili olarak somut bir yol haritası ortaya koymalıdır" diye konuştu.
İrtica İle Mücadele Eylem Planı
İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nı da değerlendiren Türk, " Son günlerde belgenin aslının bulunması ve ihbar mektuplarıyla somutlaşan bir cunta olayı, Türkiye'nin gündemine oturdu. Bu kadar ciddi ve önemli bir konuda, ne yazık ki, hala hukuki anlamda tatmin edici bir mesafe alınmış değil. Ne iktidar, kararlı bir tutum sergileyebiliyor ne de adı geçen kurum gereğini yerine getiriyor. Bu konu, tüm bilinmezlikleri ile bir sır gibi kamuoyundan saklanıyor. Diğer yandan uzun zamandan beri Türkiye'de adeta bir teamül haline gelen yasal ve yasadışı telefon ve ortam dinlemeleri, birden Türkiye gündemini işgal ediyor. Ne yazık ki, hukuk devleti olabilmek için Türkiye'nin siyaseti ile yargısıyla, yürütmesiyle hala atması gereken çok adımlar var. Bir an önce, yargı, hükümet, ordu içindeki bu mücadele, toplumun bilgisine sunulmalıdır. Şeffaf bir şekilde, Ergenekon süreci kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Türkiye'nin hukuk devleti sürecine girmesi önündeki bu büyük engel konusunda, iktidar siyasi iradesini ortaya
koyabilmelidir diyoruz" dedi.
" Yargımız,Şimdi Sadece Kendilerini Dinlenmesin Diye Yasa Değişikliği Talep Ediyor"
Demokratik mücadelemiz geleneğinde sürekli olarak, telefon dinlemelerine maruz kaldıklarını ve bu işin en büyük mağduru olduklarını ifade eden Türk, " Fakat ne yazık ki, ülkemizde kendileri dinlenilmeyinceye kadar, bu işi çok normal bir prosedür olarak gören değerli yargımız, şimdi sadece kendileri dinlenmesin diye yasa değişikliği talep ediyor. Bu görüntü, Türkiye'nin adalet ve hukuk kurumunun içinde olduğu trajik bir tablodur. Kendine demokrat, kendine adil bir kurumun alışıldık klasik bir durumu.
Bizler, 1994 yılında dokunulmazlıklarımız kaldırılıp, polis tarafından sorgulandığımızda, delil olarak sunulan tek şey, telefon dinlemeleriydi. Bunun üzerine suçlandık, yargılandık ve cezalandırıldık. Yine, aylardan beri hukuksuz bir şekilde hapiste tutulan 54 merkez yöneticisi arkadaşım ve onlarca partilim için, sadece telefon dinlemeleri kanıt gösterildi. Bu hukuksuzluğu, bu adaletsizliği artık toplumun hiçbir kesimi kabullenemiyor. Bir an önce, gerekli tedbirlerin alınması ve dinleme konusunun şeffaflaştırılması şarttır" şeklinde konuştu.
DEMET SOYUÇOK/ANKARA