Başbakan Erdoğan, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'nun (DEİK) Ceylan Hotel'de düzenlenen Olağan Genel Kurul Toplantısı'na katıldı. Toplantıda, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Sanayi Bakanı Nihat Ergün, İstanbul Valisi Muammer Güler, TOBB Başkanı Rifat Hizarcıklıoğlu, İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, Kayseri Sanayi Odası Başkanı Mustafa Boydak ve çok sayıda işadamı da hazır bulundu.
Başbakan Erdoğan, toplantıda yaptığı konuşmada küresel ve ulusal ölçekte çok önemli bir süreçten geçildiğine işaret ederek, yaşanan küresel ekonomik krize değindi. Demokratik açılım sürecinin ekonomide farklı bir sıçramayı sağlayacağını kaydeden Erdoğan, 2010 Mali Yılı Bütçe Tasarısı'nın yasalaştığını hatırlattı. Erdoğan, " 2010 bütçesi hükümetimizin önceki 7 bütçesi gibi sosyal yönü güçlü, Türkiye'nin imkanlarını, potansiyellerini azami derecede milletimize sunan bir bütçe oldu. 2010 bütçesi küresel krizden çıkış bütçesi olarak hazırlandı. Küresel krizin tüm boyutlarıyla istismar edildiğine şahit olduk. Rakamlar çarpıtıldı, göstergeler eğildi. Kriz üzerinden hükümetimize yönelik nezaket sınırını aşan hakaretler savruldu. Ekonominin taraflarına aziz milletimizde neyin ne olduğunu net olarak görüyor, biliyor, anlıyor" diye konuştu.
Krizin ortaya çıktığı günden bugüne ABD'de 158 banka battığını hatırlatan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin bankacılık sektöründe hiçbir sıkıntı yaşamadığını vurguladı. Başbakan Erdoğan, " 7 yıl boyunca finans alanında, bankacılık alanında yaptığımız köklü reformlar, denetimler sayesinde küresel krize hazırlıklı yakalandık, krizi en az zararla atlattı" dedi.
Başbakan Erdoğan, Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı güçlü hale getirildiğini ifade ederek, " Bu gerçekler ortadayken hala kalkıp kara tablolar çizmenin izahı olabilir mi. Türkiye ekonomisinin, krize karşı güçlü hale gelmesini arzu eden samimi mantık bunu ancak alkışlar. Ne yazık ki illa karalayacağım diyorsa, muhalefet mantığı beyaza siyah diyeceğim mantığı üzerine kuruluysa her şey bekleniyor. Tüm dünya ekonomilerinde, en güçlü ekonomilerde bile daralma yaşanmış, büyüme oranları ciddi oranda düşmüştür. 2010'dan itibaren inşallah büyüme süreci başlıyor. Bunu uluslararası yetkili kuruşlar söylüyor. 2010'dan itibaren Türkiye ekonomisinin büyüyeceğini öngörüyoruz" şeklinde konuştu.
IMF ve Dünya Bankası'nın 2010'da Türkiye ekonomisinin büyüme hacmini 3.7 olarak gösterdiğini kaydeden Erdoğan, " Bizim tahminimiz ise mütevazı olarak söylüyorum yüzde 3.5'dir" dedi. İşsizlik ile ilgili olarak dünyadan örnekler veren Erdoğan, " Türkiye'de 2007'de 10.3'tü. Biz göreve geldiğimizde 10.7 ile devraldık. 2009'da 13.4. gerçekleşen seviye bu. Buna rağmen kıyametler kopuyor. İşine gelene inanıyor. Gelmeyeni görmezden geliyor, inkar ediyor. Küresel kriz Türkiye ekonomisi üzerinde etkili oldu.
Elbette büyümede, istihdam da işsizlik de etkiledi. Ama teğet geçmiştir. Teğetin anlamını bilmiyorlar. Sürtünerek geçer ama çok çok az bir şeyler götürür" ifadelerini kullandı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TEKEL işçilerinin eylemine de değinerek, son zamanlarda çok ciddi bir spekülasyon oluşturulduğuna dikkat çekti. " 2 yıl önce yaptığımız toplantıdan sonra maalesef 2 yıldır biz onlara katılandık" diyen Erdoğan, TEKEL işçilerinin iş yapmadıklarını, sadece tütün depolarında bekleyerek maaş aldıklarını söyledi. İşçilerin aylık maliyetinin 40 trilyon olduğunu kaydeden Erdoğan, " Kimin parasını ödüyoruz bunlara, halkın parasını. Biz buralar artık çalışmıyor, burası depo, üretim söz konusu değil. Biz 2 yıl önce kapatıyoruz hazırlıklarınızı yapın. Türk-iş ile konuştuk. Buna rağmen son zamanlarda yapılanları gördünüz. Bu ideolojik değil midir. Kimin gönlü işsizin havuza atlamasına, soğukta beklemesine elverir. Ben tüyü bitmemiş yetimin hakkını orada oturarak kimseye yedirmem. Ben menfaatçilik yapmıyorum. Bunu birisinin yapması gerekir. İhbar tazminatını, kıdem tazminatının hepsini veriyoruz. 4C diye bir şey kuruldu. Sizi 4C'de istihdam edelim dedik. Bunu yapalım dedik.
Hayır olmaz dediler. Aynı şartlarda 4B'de değerlendireceksiniz dediler. Fazla istihdamlardan ülkemizi kurtaracağız. Devlet bu şekilde üretime yönelik olmayan bir istifham alanı sağlama alanı değildir. Devletin malı deniz yemeyen domuz mantığı ile bu iş yürümez. Ama sorumluluk altında olmayanlar bunları çalıştırın dediler" dedi.
Eczacıların bir günlük iş bırakma eyleminin siyasilerce kullanıldığını da anlatan Erdoğan, tekel oluşturmayacaklarını, her yerde rekabet alanını geliştireceklerini, aksi takdirde uluslararası camiada beklenen sıçramanın gerçekleşemeyeceğini söyledi. Erdoğan, 2001 krizinin Türkiye'nin kendi krizi olduğunu belirterek, " Türkiye kendisinin ürettiği bu krizi kendisi çözemedi. Yurt dışından bazı kurum, kuruluş ve kişi ithal ettiler. Yurt dışında aranan çözüm yolları ile ithal politikalar oluşturuldu.
İthal bakanlarla krize çözüm bulunmak istendi. Bugün küresel kriz yaşıyoruz. Ama kendi özgün milli kaynaklarımızla bu krizi aşıyoruz" diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, 1 Ocak 2010'dan itibaren Türk lirasına dönüş yapılacağını ve YTL'nin tamamen tedavülden kalkacağını söyledi. Bu uygulamaya geçerken de tepkiler aldıklarını anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
" Pürüzsüz şekilde bu operasyonu tamamladık. Birçok ülkeden gelip bizim yaptığımız operasyonu örnek alıyorlar. Türk lirası rezerv para olma yolunda ilerliyor. Uluslararası ticarette bir değer kazandı. Sadece cebimizde taşıdığımız para değil para üzerinden Türkiye'nin de gücü değeri arttı. Allah o günleri bir daha yaşatmasın. Eskiden zengine milyoner denirdi, tuvalet parası 1 milyondu. Ama bundan sonra geriye dönüş olmayacak. Kazanımlarımızı asla feda etmek istemiyoruz. Geleceğe dönüşü değil, istikbali konuşacağız. Başka çıkış yolu yok. Buna inanıyor ve tüm politikaları bu anlayışla bina ediyoruz. Rusya ve İran ile kendi para birimimiz ile ticaret yapacağız."
Türkiye'nin terör, etnik unsur, dini gruplar ve azınlık sorunu olduğunu vurgulayan Erdoğan, tüm bunları bir sorun alanı olarak görüp masaya yatıracak milli birlik projesini hayata geçirdiklerini söyledi. Erdoğan, demokratik açılım ve milli birlik projesinin AK Parti'nin değil, ülkenin projesi olduğunu ifade ederek, " Ama bunları öyle kalıplar giydirme çabaları var ki olmasın diye ellerinden gelen adımı atmaya çalışıyorlar. Niye. Çünkü bunu AK Parti yapıyor. Kendileri eskiden yaptılar Kürt sorunu diye.
Sorun sadece Kürt sorunu değil. Ben 81 vilayetin tamamını gezdim. Ankara'da oturarak bunlar çözülmüyor. Siyasi liderler içinde buraları görmeyenler var. Ülkeyi gezmeden çözüm üretmezsiniz. Eğitimde adımlar attık. 133 bin derslik bitirdik. Bilişim teknolojisi tüm okullara girdi. Artık bizim Güneydoğu'da, Doğu'da yavrularımız bilgisayarla tanıştı. Buralara kolay gelmedik. Bu bir ufuktur, bakıştır. Bunu yakalayarak buralara geldik" dedi.
Erdoğan, atılan adımlar ve yapılan yatırımlarla terörün en önemli darbelerden bir tanesini yiyeceğini de ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
" Orada terör olunca benim girişimcim buralara gidemiyor. Güven ortamı yoksa, istikrar yoksa girişimci kusura bakmayın ben paramı ateşin içine atamam der. Ama orada istikrarı, güven ortamını görürse seve seve yatırım yapar. Hakkari en sorunlu ilimizdir. İki tane hastane açılışı yaptım ben orada. Ama bu hastanelerde çalışan doktor bulmakta zorlanıyorsunuz. Biz diyoruz uzman doktorlarımızda oraya gidebilsin. Özel sektörde orada hastane kursun. Kim ki bu iktidara ayrımcılık yapıyor diyorsa haksızlık ediyor.
Tüm derdimiz ihracattaki patlamamızı devam ettirmektir. Sorun alanlarımızın çözümünü önemsiyoruz. Demokrasi ile ekonomiyi aynı anda ele alacaksınız ve sahiplenerek süreci devam ettireceğiz. Terörle mücadele de en ufak bir taviz söz konusu olamaz. Kaynaklarımız terörle mücadeleye akarken, insanların sorunları varken bu sıkıntılardan etkilenirken, biz böyle bir manzaranın üzerine kalıcı ve güçlü bir refah inşa edemeyiz."
Demokratik açılım konusunda TOBB, DEİK ve sivil toplum örgütleri ve özellikle iş çevrelerinin sürece katkı sağlamalarını beklediklerini kaydeden Erdoğan, " Kimseye gidin orada yatırım yapın, işsizliğe çözüm bulun demiyorum. Öncelikle zemini hazırlayıp, sonra yatıryoım yapacağız. Bu sorunların Türkiye'nin gündeminden çıkmasının herkese ne büyük bir katkısı olacağını eminim sizlerde benim kadar biliyorsunuz. Van'ın kaderi, Kocaeli'nin kaderinden ayrı değildir. Diyarbakır'ın kaderi İstanbul'dan, Güneydoğu'nun kaderi Marmara ve Ege'den ayrı değildir. Türkiye bu meseleleri arkasında bıraktığında, huzurunu kardeşliğini pekiştirdiğinde hepimiz kazanacağız. Bu sürece destek verenlerin bu süreci akamete uğratmak isteyenler kadar cesur olması gerekmektedir.
Bizim üst çatımız Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır. Bu noktada kimse ayrımcılık, bölücülük diyemez. Bütün etnik unsurlarda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı altında bulunmaktan taaccüp etmemeli. Çatıştırmayı sürekli hale getirmek isteyenler var. Bunlara kulak asmayacağız. Şikayet etmek, tribünlerden izlemek kolay olandır. Ama biz zor alanı seçtik ve elimizi taşın altına soktuk. Biz bu süreci devam ettirmeye kararlıyız" dedi.
" İnadına demokrasi, inadına kardeşlik" diyen Erdoğan konuşmasını şöyle tamamladı:
" Bu meydanı teröre, terörden beslenenlere bırakmaya niyetimiz yok. Türkiye'ye karamsarlık pompalamak için bazı çevrelerin nasıl bir çalışma içinde olduğunu görüyoruz. Bir yerdeki bir olayı al döndür döndür olmaz ki. Ayıptır. Milletin huzuruna kastetmektir. Bu devletin bir tanımı var. Suç işleyen ayrım gözetmeksizin yargının önüne çıkıyor. Ak ile karayı ortaya çıkarıyor. Hükümet olarak bizde sorumluluğumuz çevresinde meselelerin takipçisi oluyoruz. Kurumlar içinde bir suç işleyen varsa tüm kuruma mal edilemez. Kimin nerede durduğunu ve neye hizmet ettiğini herkes görüyor."
ERHAN YILMAZ/İSTANBUL
"Bu Meydanı Terörden Beslenenlere Bırakmayacağız"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılım sürecine destek verenlerin, bu süreci akamete uğratmak isteyenler kadar cesur olması gerektiğini belirterek, "Bu meydanı teröre ve terörden beslenenlere bırakmaya niyetimiz yok" dedi.





