Bilkent Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Topluluğu'nun Abant Place Otel'de düzenlediği " Mec-Business Seminar" programına katılan Yalçındağ, 2 saat süren konuşmasında öğrencilere " Türk Ekonomisi ve AB" içerikli bir konuşma yaptı. Arzuhan Doğan Yalçındağ, AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu bu süreçte Türkiye'nin gereken adımları attığını söyledi. Yalçındağ, " Biz diyoruz ki AB insan haklarına gelişmiş bir demokrasidir, derin bir piyasa ekonomisidir, önemli ve etkin siyasi entegrasyondur. Bu nedenle AB uyumu bağlamında her alanda gerçekleştirilen reformlar gelişmişlik yolunda Türkiye'nin gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Ne yapıyorsak Türkiye'nin siyasi ve ekonomik anlamda gelişmiş bir dünya ülkesi olması için yapıyoruz ve bu süreç tüm tarafların kazanmasına müsait bir süreçtir. AB ile ilişkilerimizde kısa vadeli gelişmelere odaklanmadan masada oturmanın getirilerinden maksimum ölçüde yararlanarak tam üyelik hedefine doğru yürüyüşümüzü kesintisiz biçimde sürdürmeliyiz. Türkiye'nin gelişmiş ülkeler arasında yerini alabilmek için AB'ye ne kadar ihtiyacı varsa AB'nin de dünya sahnesindeki rolünü koruyabilmek için Türkiye'ye o kadar ihtiyacı vardır. AB ile ilgili ülke çapında yaşanan motivasyon kaybının arkasında temel nedenin hızlı değişimin yarattığı korku olduğunu biliyoruz" dedi.
AB'nin 8 başlığı askıya almasını eleştiren Yalçındağ, " Bilindiği gibi AB tam üyelik müzakerelerinde 8 başlık askıya alındı. Bu kararla AB adil olmayan bir yaklaşımda bulunmuştur. AB içinde bir grup ülke verdikleri sözlerin arkasında durma özelliğini göstermemiştir. AB Kıbrıs sorununun çözümünü güçleştiren adımı Annan Planı iki toplumda referanduma sunulmadan önce Güney Kıbrıs'a üyelik garantisi vererek atmıştır. Sonunda Kıbrıs'taki çözümsüzlükle yakından ilgili olan limanlar sorununun arkasına gizlenen bir kaç AB ülkesinin süreci yavaşlatma politikalarına teslim olmuştur. Bizim için önemli olan sürecin devam etmesidir. Bu krizin bu süreçteki ne ilk ne de son kriz olmadığını, olmayacağını bilmeliyiz. Dönemsel etkilerle ortaya çıkan bu tür krizler daha önce olduğu gibi yine çözüme kavuşturulabilir" diye konuştu.
Yalçındağ, AB ile ilgili sözlerine şöyle devam etti:
" AB bizi istemiyorsa neden ısrarla AB'ye girmeye çalışıyoruz diyenlere şunu hatırlatmak istiyorum. Bugün bazı Avrupalı politikacıların kısa vadeli çıkarları özellikle Almanya-Fransa ekseninde bize karşı direnç yaratıyor olabilir. Bu dönemsel direncin ötesinde AB görmediğini sanmayalım. Avrupa iş dünyasının Türkiye'de önemli yatırımları var ve bunlar her geçen gün artıyor. Avrupa işadamı Türkiye'nin genç canlı hızla yükselen ve jeostratejik pozisyonu olan bir pazar olduğunun farkında. Bu yüzdende Türkiye'nin AB üyeliğini güçlü bir biçimde destekliyoruz. İkinci neden ise dünyanın hızlı stratejik sektörlerinde enerjide bilişim finans ve telekomünikasyonda Türkiye cazip bir ülke konumundadır. Avrupa'nın Rusya dışındaki alternatif enerji kaynaklarına ulaşabilmesi Türkiye koridorunu etkin kullanabilmesine bağlıdır. AB kendi iç güvenliğini sağlayabilmek için organize suç, yasadışı göç ve terörizm konularında Türkiye'nin güçlü desteğine ihtiyacı var. Türkiye bu desteği şimdiden vermeye başlamış durumdadır. Her şeyden önce küreselleşmenin yarattığı serbest rekabet ortamında bize en yakın güçlü kampın içinde yer almanın en akılcı açılım olduğunu düşünüyoruz. Avrupa bize sadece coğrafi olarak yakın değil, ekonomik olarak da yakın. İhracatımızın yarısını Avrupa'ya yapıyoruz. Şirketlerimiz her geçen gün Avrupa'daki faaliyetlerini arttırıyorlar, istihdam yaratıyorlar. Avrupa'da hatırı sayılır Türk nüfusu barındırıyoruz."
Yalçındağ ayrıca, AB yolunda toplumsal uzlaşma gerektiğini ifade ederek, " AB'ye 2014 yılında üye olma doğrultusunda partiler üstü bir toplumsal uzlaşma sağlanmalıdır. Bu konuda duygusal, toplumu yanlış bilgilendirici, küresel gerçeklerden kopuk ve ulusal duyarlılık sahibi gibi görünen bazı yaklaşımlar Türkiye'nin aleyhine vahim sonuçlar doğurabilir. Avrupa'da ve dünyada Türkiye'nin güçlenmesinden rahatsızlık duyanların tüm güçleriyle Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini engellemeye çalıştıkları unutulmamalıdır" şeklinde konuştu.
Hükümetin özelleştirme politikalarının tamamlanamadığını belirten Yalçındağ, " Türkiye'nin şu anki performansı geçmiş dönemlerle kıyaslandığında sıra dışı bir iyileşme göstermesine karşın, bu bize diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla belli bir üstünlük sağlayamadı. Yarıştan kopmadık ama öne de geçemedik. Bunda reform heyecanımızı dönem içersinde yitirmemizin önemli etkisi oldu. Mikro reformlara geçmekte biraz etkisiz davrandık. Kayıt dışı ekonomiyle etkin mücadele iş gücü piyasalarının kapsamlı bir şekilde düzenlenmesi el sürülmeyen konular olarak kaldı. Yüksek katma değerli sektörlerde yeterli gelişme sağlanamamış olması yapısal nitelik kazanan bir ithalat dönemine artan cari işlemler açığı problemine neden oldu. Enerji ulaştırma bankacılık gibi ekonomiyi etkileyen sektörlerde özelleştirmeler ertelendi" dedi.
Yalçındağ, konuşmasının bitiminde öğrencilerle bir süre sohbet etti.