Bugüne değin bilemedik.
Halk sormadı.
Onlar da açıklamadılar.
Şeffaf olmadılar.
Fakat şunu öğrendik: İktidara geldikleri zaman kendilerine parasal destek verenleri ihya ettiler. Bu yapıyı, "bozuk-çürümüş düzene karşı bir tepki olarak geldiğini ve hortumları kestiğini" ilan eden Tayyip Erdoğan'ın partisi AKP de değiştirmedi.
Düzene uydu.
Zenginlerini yarattı.
Onların yatına bindi.
Onların oteline gitti.
Onların adasında tatil yaptı. Partilerin bir bütçeleri olduğunu biliyoruz. Bütçelerine, aldıkları oylara bağlı olarak Hazine'den "para yardımı" aldıklarını da biliyoruz. Ancak yapılan Hazine yardımı ile harcama arasında büyük fark olduğunu da görüyoruz.
Bu büyük fark nereden?
Kimden?
Onu bilmiyoruz.
Türkiye saydam (şeffaf) olacaksa; 22 Temmuz'da yapılacak seçimlerde halktan oy isteyecek sağda-solda tüm partilerin; "iş dünyasıyla-şirketlerle-holdinglerle-tarikatlarla çıkar bağı kurmamış ve başbakan yapacağı kişi dahil bütün yönetim kadrolarını ticari heveslerini terk etmemiş olanlardan kurmadığını" nereden bileceğiz.
Parti bütçeleri var.
Ancak denetlenmiyor.
Yeni dönemde Türkiye'de bir yandan "ticari heveslerinden vazgeçmemiş siyasetçileri koruyan dokunulmazlık zırhı kalkarken, öbür yandan da parti bütçelerinin denetlenip halka bilgi verilebilecek bir sistemin" kurulması gerekiyor.
Temiz Türkiye olmadı.
Rüşvet bitmedi.
Kayırma son bulmadı.
Uluslararası Saydamlık Enstitüsü'nün (Transparency International) kurucusu, şimdi de Danışma Kurulu üyesi Dr. Michael H. Wiehen ve Yönetim Kurulu üyesi gazeteci Dr. Anke Martiny, önceki gün İstanbul'da yapılan "Siyaset Dünyasında Yolsuzlukla Mücadele Yolları" adlı bir toplantıda konuştular. Türkiye'nin dünya yolsuzluk endeksinde hâlâ ön sıralarda bulunduğunu da laf arasında söylemek zorunda kaldılar.
Rüşvet.
Yolsuzluk.
Devleti soydurma.
Yeme-yedirme!
Yandaş zengin etme.
Bursla okumuş 28 yaşında Başbakan oğlunu gemi sahibi armatör kılma, 26 yaşında damadı iktidar tarafından destek verilen bir holdinge genel müdür yapma, partinin parasını kişisel hesabına geçirdiği için mahkeme tarafından hapse mahkûm edilmiş eski bir siyasi parti başkanının elini, gazetecilerin ve TV kameralarının önünde hiç çekinmeden öpebilme cesaretini gösterme ancak "uluslararası kirlilik endeksinde üst sıralarda bulunan" ülkelerde görülüyor. Ve bu tip ülkelerde "parti bütçeleri" denetlenmiyor.
Parti bütçeleri denetlenmediği için "kirlenmenin şeytan üçgeni sayılan; siyasi parti-üst düzey bürokrat-iş adamı arasında üretilen rüşvet mekanizması" değişmiyor.
Sağda, solda!
Ortada, kenarda!
Hangi parti!
Nereden besleniyor!
Ne kadar besleniyor!
Kimler para akıtıyor?
Bilmeliyiz.
İktidara gelenler, işadamlarının yatına bindiler, onların lüks otellerinde gecelediler.
Yeni gelecekler Fransızlar'ın seçtiği koyu-ırkçı sağcı Sarkozy gibi işadamı yatına bineceklerse hiç gelmesinler.
Necati Doğru





