Bir tek 25 yaşını dolduranların bu seçimlerde milletvekili olması konusunda hâlâ diretiyor... Önce bunun için bir Anayasa değişikliği hazırlattı.

Ama AKP'liler aceleden metni yanlış yazınca Anayasa değişikliği suya düştü...

Erdoğan buna rağmen diretti ve bu kez "Anayasa değişikliğine gerek yok. Biz 25 yaşını dolduranları parti olarak aday göstereceğiz" diye tutturdu.

Kimse Başbakan'ın bu ısrarına bir anlam veremiyor... Ama onun bu tutumu, benim aklıma oğlu Bilal Erdoğan'ın 3 Mart 2005'te VATAN'ın manşetinde yayınlanan "Politikaya gireceğim" başlıklı haberi getiriyor...

Arkadaşımız Safile Usul sormuş:

"ABD'den döndükten sonra Türkiye'de ne yapmayı düşünüyorsunuz?"

Gerisi aynen şöyle:

Bilal Erdoğan: Politikayı düşünüyorum.

Soru: AKP'de mi?

Bilal Erdoğan: Evet...

Soru: Politikada babanızın gölgesini aşabilir misiniz?

Bilal Erdoğan: (Gülüyor, soruyu tekrar ediyor.) Babamın gölgesini aşabilir miyim? Ben böyle bir şey düşünmüyorum.


***

Sakın yanlış anlaşılmasın... Bilal Erdoğan'ın bu seçimlerde AKP'den aday olacağına ilişkin bir duyum almış falan değilim.

Ben sadece gazeteciliğin temel kurallarından biri olan "fikri takip" yapıyorum ve "Bilal Erdoğan'ın iki yıl önce verdiği demeçle, babasının bugünkü 25 yaş ısrarı arasında bir bağlantı olabilir mi"yi sorguluyorum.

Yanıtlamak elbette babaya ve oğula düşer...

Ama bu sorunun yanıtı "Evet"se...

Yani; babanın telaşı sırf, "Hazır AKP istim üzerindeyken oğlum da bir an önce politikaya girsin" kaygısından kaynaklanıyorsa, o zaman bunun adına "kişiye özel yasa yapmak" denir...

Ve bunun hesabını hiç bir "baba" veremez!

*****

Gunun sorusu
Yüzde 1'lerde oyu bulunan DSP, meydanlara dökülen halk sayesinde ayağına gelen "CHP'yle ittifak yaparak Meclis'e girme" fırsatını, "açgözlülük" yüzünden geri tepmek üzere... Sorum Zeki Sezer'e: Ne yaptığınızın farkında mısınız?

*****

Büyük şehirlerin 25 milletvekili küçük şehirlere hediye ediliyor!
Dünkü "Üç İstanbullu, bir Tuncelili etmiyor!" başlıklı yazımda mevcut Seçim Kanunu'na göre ülkemizde oy kullanan herkesin oyunun, "1" oy olarak sayılmadığını, 3 İstanbullu'nun oyunun, bir Tuncelili'nin oyuna denk düştüğünü yazmıştım. Bunun da gerçek demokrasi önündeki en büyük engel olduğunu belirtmiştim.

Dün oturdum, "eğer herkesin oyu eşit kabul edilseydi, Meclis'teki tablo nasıl olurdu?" sorusunun yanıtını aradım...

Şu andaki sisteme göre 550 milletvekilliğinden 81 ilimize birer koltuk ayrılıyor...

2000 sayımına göre 67 milyon 803 bin olan ülke nüfusu da, geriye kalan 469 koltuğa bölünüyor ve bir milletvekili için 144 bin 836 kişi gerektiği varsayılıyor.

Ben ise; doğrudan Türkiye'nin nüfusunu 550 milletvekiline böldüm ve sandalye başına 123 bin 279 oy gerektiğini hesapladım. Bu sisteme göre de her ilin aslında kaç vekil hakkı olduğunu buldum...

Eğer küçük illere "kıyak" yapılmasa ve birer koltuk hemen teslim edilmese; İstanbul 11, Ankara ve İzmir 3'er, Konya 2, Diyarbakır, Samsun, Bursa, Samsun, Kocaeli, Antalya ve Adana da 1'er milletvekili daha fazla çıkaracak...

Yani; bugünkü sisteme göre 25 milletvekilliği küçük illerden alınıp, büyük illere verilecek...

Böylece herkesin oyunun milletvekili seçme gücü eşitlenecek!

Eğer Türkiye'de demokrasiyi rayına oturtmak istiyorsak; bu "küçük şehir kayırmacılığı"na son vermek zorundayız...

Meclis'te anayasayı değiştirmeye uğraşanlara duyurulur!
Mustafa Mutlu