Kendinize yakışanı yapın
Ülke 1 haftadır, 'Galatasaraylılar, Fenerbahçeliler'i alkışlasın mı, alkışlamasın mı?' Onu konuşuyor.
Anketler yapılıyor, kulüp yetkilileri konuşuyor, futbolcular konuşuyor, taraftarlar tehdit ediyor ve biz büyük bir üzüntüyle takip ediyoruz...
Galatasaraylılar, Fenerbahçe Yönetimi'nin önceki davranışlarını anlatarak kendilerinin asla alkışlamayacağını belirtirken, futbolcular da hiç görmediğimiz biçimde rakiplerini ve rakip kulüp yöneticilerini suçlayan açıklamalar yapıyor...
Fanetik'te defalarca yayınladığımız tarihten ve bu kulüplere miras kalan birkaç örneği yine hatırlatıyoruz...
Fenerbahçe ve Galatasaray beraber kamp yapıyor. Ertesi gün maç var. Başkan Ali Sami Yen, Fenerbahçeli Sait Selahaddin Cihanoğlu'na, "Evladım, yarın maçın var. Sen hâlâ ayakta mısın? Odana çıkıp yat da iyice dinlen" diyor. Fenerbahçe maçı Sait'in golü ile 1- 0 kazanıyor.
Gene bir Galatasaray- Fenerbahçe maçı öncesi, Galatasaray'ın 4 eksiği var. Fenerbahçe Başkanı Galip Kulaksızoğlu Galatasaray'ı arayarak "Tam bir Galatasaray ile oynamak isteriz. Siz de isterseniz maçı erteleyelim" diyor. Ertelenen maçı Galatasaray 2- 0 kazanıyor.
Resmi kayıtlar golü atan tarafların maçı kazandığını belirtse de fısıltı ile konuşan tarih, bu maçlarda skora göre kaybedenlerin asıl kazananlar olduklarını anlatıyor.
Kültürel miraslar evrensel uygarlık örnekleridir.
Ve Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın tarihleri beraberce kardeşlik öyküleri anlatır, ısrarla ama fısıltı ile...
Biraz dinginlik.

FİFA Fair-Play ilkeleri
1. Kazanmak için oyna.
2. Hakça oyna.
3. Kurallara uy.
4. Rakiplere, takım arkadaşlarına, hakemlere, görevlilere ve seyircilere karşı saygılı ol.
5. Mağlubiyeti vakar ile kabullen.
6. Futbolun menfaatlerini ileri götür.
7. Rüşvet, uyuşturucu, ırkçılık, şiddet ve futbolu tehdit eden diğer tehlikelerden uzak dur.
8. Diğer oyunculara bozucu baskılara direnmekte yardım et.
9. Futbolun itibarını düşürmeye çalışan kişilerin karşısında dur.
10. Futbolun saygınlığını savunan kişileri onurlandır.
Fair-Play ilkeleri masal değildir. Sporu değil, yaşamı güzelleştirecek, doğumdan ölüme kadar sürecek prensipler manzumesidir. Ve bu ilkelerin toplumsallaşmasındaki öncelikli sorumluluk spor dünyasında konuşarak, davranarak mesaj veren figürlere (başkanlara, yöneticilere, sporculara) aittir.

Siz bu ülkede kazanan bir rakibi samimi olarak kutlayan, onların başarısını takdir eden bir yönetici hatırlıyor musunuz?
Siz rakibin başarısını ya da kendi başarısızlığını 3. şahıslara çıkar ilişkilerine bağlamayan bir yönetici hatırlıyor musunuz?
Siz rakipleri tarafından da yüceltilen bir tek Türkiye Şampiyonluğu hatırlıyor musunuz?
Siz üzülmüyor musunuz?
Her başarı değersiz, her başarısızlığın sebebi başkası Türkiye'de...
Bir yönetici, "Türkiye İngiltere değil" dedi...
Bunu, "Biz çağdaş olmayı başarabiliriz ama değiliz" olarak da okuyabiliriz. "Türkiye iyi davranışlara layık ama henüz hazır değiliz" olarak da... "Biz aslında iyinin ne olduğunu biliyoruz ama henüz hamız" diye de okuyabiliriz, "Biz bu işin adamı değiliz" diye de...
Kulüplerini trilyonlarca lira zarara sokan seyircilerin esiri olmuş, onlardan farklı davranamayan, konuşamayan yönetici profiliyle rakipler arasında saygı, dostluk söz konusu olabilir mi?
Yahu bu kader mi?
Eskiden kulüpleri spor adamları, sporseverler sporcular yönetirmiş... Şimdi çoğunluk müteahitlerde, hukukçularda, tekstilcilerde...
Eskiden sporcular sporu kulüplerini yüceltecek biçimde davranışlarda bulunur, yazılı olmayan fair-play kurallarına uyarmış, şimdiki futbolcular başkanlarına benziyor!
Hepsi birer işadamı... Onlar sanıyor ki, kulüplerini yalnızca şampiyonlukla yüceltirler. Rakibi aşağılayarak taraftarın gözünde yükselirler!
Şampiyonluğun başka yerde olduğunu bilmiyorlar... Davranışlarında!
Müteahitler sporculara benzeyeceğine, sporcuların işadamına döndüğü bir dünyada her sene daha geri gidiyoruz...
Başkanlar taraftarları örgütleyip en aşağılayıcı, en terbiyesiz pankartlar açtırıyor... Başkanlar bilet dağıtıyor. Başkanlar kimi zaman hangi kulüpte olduğunu unutup haddini aşan tehditler savuruyor.
Başkanlar hangi kulüpte olduğunu unutan davranışlar sergileyen oyuncularına arka çıkıyor, onları ödüllendiriyor...
Başkanlar kulüp politikalarını taraftarın tribündeki tepkisine bakarak belirliyor. Ardından taraftarlar kendi kulüp başkanlarına küfür ediyor!
Bazı idealist spor yazarları da rakibi gibi sürekli şiddet üreten taraftardan, ezeli rakibini alkışlamasını bekliyor!
Sonra da günümüze geliniyor. Sporun doğasında yer alan en basit, en zarif davranış yapılsın mı yapılmasın mı diye yönetim kurulları 4 saatlik toplantılar yapıyor!
Kulüp başkan ve yöneticileri açısından maalesef çok ümitli olmamakla birlikte, futbolcuların bir gün toplumsal sorumluluklarını da, hangi kulüpte oynadıklarını da, hangi değerleri temsil ettiklerini de hatırlayacaklarını umut ediyoruz...
Çünkü onlar sporcu!
Kendilerine yakışanı yapacaklardır... Belki de bugün!

*************************************************

Tayinde özensizlik başkan götürür!
Hakemler eskiden de tartışılırdı.
Yurtdışından gelen hakemlerin maç yönetmesi de istenirdi...
Torbadan çıkartılmaları da...
Ama hiç bu kadar gündemde olmamışlar, hiç bu kadar aşağılanmamışlardı...
İnsani hata yapan yok!
Kulüp başkanlarına, henüz konuşmayan teknik adamlara, spor yorumcularının çoğunluğuna göre her hakem hatası maksatlı...
Emir alarak yapıyorlarmış!
Fenerbahçe aleyhine yapılan hatalar, kulüp "Ulusoy karşıtı" olduğu içinmiş...
Mesela şampiyonluğun kazanıldığı maçta yapılan hatalar "Federasyonun Fenerbahçe'yi yanına çekme operasyonu" imiş...
Bu sezon Trabzonspor'un aleyhinde verilen kararların sebebi de maksatlıymış. Ulusoy kendi şehrine bile destek vermeyen bir tarafsız başkan mesajı veriyormuş...
Selçuk Dereli de, Bülent Demirlek de, Fırat da, Cüneyt de, diğer FIFA kokartlılar da maksatlı yönetirmiş, yenileri de...
Yılnur Önen Kayserispor lehine, Denizlispor aleyhine düdük çaldığı için bir daha maç alamamışmış...
Cüneyt Çakır, babasına haksızlık yapıldığı için Ulusoy'un yanındaki kulüplerin aleyhine düdük çalıyormuşmuş...
Selçuk Dereli'nin bütün kararlarının Fenerbahçe aleyhine oluşunun sebebi 6 sene önceye dayanıyormuşmuş...
Mesajında "Babacığım, benim nasıl bir Beşiktaşlı olduğumu göreceksiniz" diyen hakemler varmışmış!
Çetin Sarıgül baskıyla Kayserispor maçına verilmişmiş! Yoksa bu haftaki Ankaragücü maçına verilecekmiş...
Kulüp başkanı tarafından emekliliği sağlanıp Amerika'ya tatile gönderilen hakemler bile varmış, eskiden!
Futbol dünyasındaki yöneticiler, herkes ama istisnasız herkes bunları konuşuyor...
Herkes paranoyak olmuş, hakemlere bir şeyler yakıştırıyor... Ve özellikle hakemler ağzını açıp gık demiyor...
İnsanlık onuru ayaklar altına alınıyor. Birisinin hakeme, "Maçı böyle böyle yöneteceksin, karşı tarafın sporcusunun emeğini çalacaksın" dediği ve karşı tarafın da bunu kabul ettiği konuşuluyor. İtiraz gelmiyor...
Düpedüz işkence yapılıyor. Bu hakemlerin birer ailesinin olduğu unutuluyor. Hata yapan damgayı yiyor ama neticede bütün oklar Mustafa Çulcu'ya yöneliyor...
Hakem atamalarını eskiden toplantıyla, 1,5 aydır telekonferansla yapan MHK, ligin en önemli maçlarından biri olan Denizlispor Kayserispor maçına genç hakemlerimizden Barış Şimşek'i atadı...
Kayserispor, UEFA için kimle çekişiyor. Trabzonspor'la...
Barış Şimşek Trabzon bölgesinin hakemiymiş... Babası Trabzonspor eski yöneticisiymiş... Maksatlı tayinmiş...
Bizler, olmaz ya, bizzat o kulübün (mesela Denizli ya da Kayseri) personeli olsa dahi bir hakemin adaletsizlik yapacağına inanmazken, gencecik hakemlerimizi polemiklerin içine atmak doğru olabilir mi!
Barış Şimşek, Denizli lehine hata yapsa birkaç kulüp ve kendisi ateş altında kalacak, Kayseri lehine hata yapsa bizzat Denizli'nin kaderiyle oynamış olacak... Kimin ne hakkı var böyle bir atamaya? Hatadan bahsediyoruz, yahu insani hatadan!
Geçen hafta da Erciyes yönetimi açıklama yapmış, "Ankaraspor Denizlispor maçını yönetecek Halis Özkahya'nın Denizli hocası Güvenç Kurtar gibi MHK Başkanı Çulcu gibi Kocaelili olduğunu" söylemişti. Halis Özkahya maçtan önce Aykut Kocaman'ın yanına gelmiş, "Hocam benle ilgili aklınıza yanlış bir şey gelmesin. Ben Kütahyalı'yım" demiş.. Bu arada Denizliler'in iddiasına göre de bir penaltılarını vermemiş.
İnsanların ne hakkı var gencecik çocukları kurban etmeye...
Bülent Demirlek tayini de yanlıştır, Barış Şimşek tayini de!
Böyle kirli bir ortamda hakemlerin yerinde olmak istemezdik. Onlar için ancak hakem şansının yanlarında olmasını dileyebiliriz...
Hiç istemezdik ama Çulcu da yolun sonunda...

*************************************************

Yasalar başka bahara
10 küsur senedir bütün bakanlara çağrılar yapıp duruyoruz... Yasa yapın diye!
Çözüm önerilerini de koyuyoruz!
Yapmıyorlar.
Sayın Mehmet Ali Şahin döneminde de yapısal sorunların aşılacağı ümidiyle amatör sporlardan yönetim organizasyonuna, iddaadan futboldaki kirlilikle mücadeleye yüze yakın çağrı yaptık... Onlar yapmadı... Bakın 12 Kasım 2006'da ne yazmışız!
Sayın bakan artık bakmayın
"Yasal görevinizi yapın, genel kurulu toplayın" diyeceğimizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz!
Türk Futbolu'nun sorunu Ulusoy değil, kirlilikle mücadele konusunda kılını kıpırdatmayan siyasi iktidarlardır! Ulusoy gider, başkası gelir, biz yine çaresiz seyirciler olur, gerçekleri 5-6 sene sonra bir arabulucunun itirafları ve tuzaklarıyla öğreniriz!
"Son 6 haftayı araştırın" diyordu Aziz Yıldırım... "Araştırın"... Bugüne kadar hangi araştırmadan ne çıktıysa!
Bu arada İtalya'da Juventus küme düşürüldü! Dünyanın en çok şampiyonluk kazanan kulüplerinden biri belki birincisi...
Biz futbolu çok seviyoruz...
Spor "mertçe" mücadeleyi öğreten, mağlubiyet ya da küme düşmeleri namussuzluk kabul etmemeyi öğreten bir olgu değil miydi?
Biz futbolu çok sevmiştik!
Gözümüzün önünde binlerce kirlilik anısı yaşandı.
Takımlar birbirine göz göre göre yattı. Kimse hiç bir şey yapmadı, yapamadı!
Sadece Gökdeniz'ler yakalandı bu düzende... O da hasbel kader! "Yasa yapın" dedik, yasa örneklerini koyduk "kıpırdanmadı"...
İtalya'da Juventus küme düştü!
Sayın Bakan, "Biz de İtalya gibi olmalıyız" demişti...
Bizce de olmalıyız, ama, yasa yapmak bizim işimiz değil ki! İlk yarı da bitti, bitiyor...
Biz de İtalya gibi "herkese eşit mesafede olan bir sistem kurmaz, her kurumu denetlemez, futbol dünyasındaki herkesi dinlemez, kirlileri anında cezalandıracak bir düzen kurmazsak", şantajcıların-avantacıların kol gezdiği, futbolun konuşulmadığı, mağlupların asıldığı düzende gerilemeye devam ederiz...
Çaresizliği, zavallılığı kabul etmiyoruz...
Çağdaş evrensel bilgi ile hazırlanmış, uygulanabilir yasalar, kamu vicdanını rahatlatacak hem bireysel-hem kurumsal cezalar bizi temiz spora götürecek...
Belge bilgi bulmak, kirlilikle mücadele medyadan çok yönetenlerin işi... "Yapsa iyi olur" demiyoruz, işi!
Maç satın alan yönetici, maç satan kurgulayan futbolcu, rakibe teşvik gönderen yönetici, rakibinden alacağı teşvik için oynayan futbolcu, "işini bilen başkan", emek hırsızı futbolcular istemiyoruz... Şike tahkik kurullarının bilgi belgeye ulaşamadığı gerekçesiyle ört bas edilen şikeleri pazarlıkları daha fazla yaşamak istemiyoruz...
Kirletilmiş şampiyonluklar istemiyoruz...
Asli işini yapmayıp, kişisel hesaplaşmaların peşinde koşan bakanlar istemiyoruz... Sivrisineklerle uğraşmayan, bataklığı kurutan çözümler istiyor, öneriyoruz...
Bu gün o gündür!
Yasa istiyoruz, yasa!
---
6 ay daha geçti, hiçbir şey değişmedi...