Fenerbahçe için Galatasaray'ı yenmenin şampiyonluk kadar (belki de daha fazla) keyif taşıdığı doğrudur.
Bu maç öncesinde bilet alıp da stada giden 1667 Fenerbahçe taraftarı dışında, bu maçı Galatasaray'ın kaybedeceğine dair inancı olanların sayısının da fazla olduğuna inanmıyorum.
Şampiyonluğun ilan etmiş, bir haftadır antrenman yapmak yerine gece alemlerinde göbek atmış, dansözlerle şıkıdım yapmış oyuncular, Ali Sami Yen ortamından galibiyet çıkartacaklarına kimse ihtimal vermiyordu.
Hele hele maçtan çok önce başlayan olaylar, Fenerbahçe'nin sahaya çıkmasıyla birlikte başlayan taşkınlıklar ve maç boyunca uslanmaz bir şekilde, üstelik artarak devam eden sahaya müdahaleler sonrasında, Fenerbahçeli futbolcuların sinmesini bekledik.
Garip bir durum ama bu senenin yazgısı Galatasaray adına değişmedi. Voleybol ve basketboldan sonra, futbolda da Fenerbahçe takımları, Galatasaray'ı yendiler. Bir sezonda 15 Fenerbahçe mağlubiyeti. Tek beraberlik dahi yok. Yüzme ve kürek dallarını da katarsak, durumun vahameti artıyor.
Fenerbahçelilere 100. kuruluş yıllarında daha büyük keyif olur mu?
Ama bunları tartışacak hal kalmadı kimsede.
İlk yarıda Saracoğlu Stadı'nda da benzer çirkinlikler olmuştu. Ama Galatasaray taraftarları ayıp yarışında öne geçmeyi başardılar. Sahada veya salonda yapamadıklarını tribünlerden çirkinlik akıtarak gerçekleştirdiler. Maçları belki kaybettiler ama bu tavırları ile seyirciler arasında açık farkla rezillikler birincisi oldular.
Birkaç gün öncesine gidersek, aslında onların birer tetikçi, emir sahiplerinin başkaları olduğunu da anlarız.
Bir haftadır bunları anlatmaya çalıştık, insanları farklı düşünmeye zorlamak için elimizden geleni yaptık. Yıllardır ilk kez sonuç olarak anlamı olmayan bir maç oynanacaktı. 100 yıllık rakiplerin el sıkışması, kan davalarını bitirmesi için bir fırsattı. Ama bir alkış sesi onların tüylerini diken diken yapmaya yetti.
Fanatikler herkesin içinde var. Akillerin çoğalması gerekiyordu. Galatasaray yöneticileri ne çok övündükleri liseli kültürlerini, ne de kendilerine bahşedilen "Batıya açılan pencere" sıfatlarını devreye sokamadılar. Farklı olamadılar, farksız kaldılar.
Son iki yılda, ligde dört maç oynadıkları Fenerbahçe'ye dört kez kaybettiler.
Bunu önlemek adına transfer yapmadılar, strateji geliştiremediler.
Bu hesabı veremedikleri tribünlerin altındaki ateşi açarak, 90 dakika sonra "bize yakışmadı" demeçleri verecek kadar da düşüncesiz davrandılar.
Fenerbahçeli oyuncular maç boyunca sakinlikleri, tahriklerden uzak kalmaları, bazı meslekdaşlarının çirkefliklerine cevap vermemeleri taktir edilmeli. Şampiyon olmanın sadece sıralamada en üstte yer almak olmadığını da gösterdiler. Şampiyonluklarının altındaki temel nedenin bu zekaya rakiplerinden daha fazla sahip olmak olduğunu da kanıtladılar.
Bu şartlarda alınan bu galibiyet ile herkesin ağzı kapatıldı.
"Ağlayarak" şampiyon oldular diyenlerin, Ali Sami Yen'de akıttıkları su miktarı ile barajlar dolardı.
Hem Beşiktaş'ı, hem Galatasaray'ı sahalarında yendiler.
Gerçek bir kurt gibi, kendi işlerini kendileri gördüler.
Yazıyı, Galatasaray'ın eski başkanı Faruk Süren'in son röportajlarındaki bir cümlesiyle bitirmek istiyorum; "Şampiyonluğa oynayan üç takım varsa, üçüncülük, sonunculuktur"