2007 tarihli THY İcra Komitesi kararı ile işten çıkartıldı.
Acaba
İcra Komitesi bu insanları tanıyor muydu? Ne işler yaptıklarını biliyor
muydu? Her gelen iktidarla renk değiştiren Ankara'nın İskenderi'nin bu
işçileri hangi işlerde ve ne şartlarda çalıştırdığını biliyor muydu?
İcra
Komitesi nereden bilecekti ki İstasyon Baş Müdürü Hasan İskender üst
yönetimden birileri geldiğinde bu arkadaşlarımızı görmesinler diye
"çünkü bunlar onun nezdinde ortalarda görülürse karizmasını sarsacak
zavallı işçiydi" üzerlerinden tuvalete kilitleyecek kadar bu işleri
"hakkıyla" yapıyordu.
Bu gelişmeleri ve olayları sendikada
bilmiyordu, sendika Genel Merkezinden toplantı için gelindiğinde de
aynı yöntem uygulanıyordu. Tuvalete gidin kapanın sesinizi çıkarmayın.
İşçiler bütün bu onur kırıcı muamelelere sanki bizi emekliliğimize
kadar idare edecekler diye boyun eğdiler.
Erkekler tuvaletini kadın
işçilere temizletecek kadar zıvanadan çıkmış bu yönetim tarzı Başkentin
göbeğinde THY VİP salonunda omurgası yerleri öpecek kadar esnemiş
kişilerce nasıl pervasızca yürütülüyordu?
Bu olaylar öğrenildiğinde
yani işten çıkarmalar sonrası Sendikamız 10 arkadaşımızı bu şirketin en
üstündeki kişinin yani Yönetim Kurulu Başkanının makamında aynı
konuları anlatmalarını sağladı. Bir lütuf bekleme adına değil,
yüzlerini bile görmeden işinden aşından edilenlerin ağzından bilmediği
gerçekleri bilsin diye.
Ama Yönetim Kurulu Başkanından tıss yok.
Ankara'nın İskender'i nelere kadirmiş? Arkasında ne güçler varmış?
Yazık, Yönetim Kurulu Başkanı bile susuyor...
Bilmiyorlar ki Hasan İskender'in bu gün onlara gösterdiği şakşakçılığı daha önceden kimlere de göstermedi ki?
Aslında Ankara İstasyon Müdürü Hasan İskender'in bilgisi dahilinde bu işçilere yapılanlar bir skandaldır.
Çalıştırıldıkları
süre boyunca, asıl işleri dışında yöneticilerinin kişisel
bakımlarından, onların keyfi işlerine kadar "hazır asker, kapı kulu"
mantığıyla çalıştırılan bu insanlar THY'nin hangi yüzünün temsilidir?
Bu
işçiler, yıllardır emek verdikleri kurumlarından hiçbir gerekçe
gösterilmeden çıkartılmanın şaşkınlık ve üzüntüsünü birlikte
yaşıyorlardı. Şirket yöneticilerinin keyfi ve insanlık dışı
muamelelerini aşağıda kendilerinin ifadelerinden okuyacaksınız.
1.işçi:
88'den beri çalışıyorum, işten atarlarken hiçbir neden söylemediler.
Senelik izindeyken çağırıp işime son verildiğini söylediler.
Emekliliğim 2010'daydı. Köpek kadar değerimiz yoktu, insan yerine hiç
konmadık. Hasan İskender Ankara istasyon şefi. "Koş Satı kanatlan"
diyorlardı.
Genel müdürümüz geldiğinde, yukarıya evrağa yollayıp,
sonra da "nerede kaldın, nereye gittin" diye azarlıyorlardı. Aslında
apron terminal işçisiyiz ama biz her işi yapıyorduk. Memurun, kasanın,
amelenin, tuvalet işini de yapıyorduk. Normalde bagajdan başka işimiz
olmamasına rağmen, -affedersiniz- bir tuvalete götürmediğimiz kalıyordu.
Erkekler
tuvaletine kadar temizliyorduk. İşe gönderilirken saat tutuluyordu. Biz
zaten yetiştiremiyorduk, zaten terminalin arası yarım saat. Bilet
satışa girip kuyruğa bile giriyorduk.
Mesai saatlerini aşıyorduk ama bunu dikkate almıyorduk.
Şeflerin
bütün banka kartlarını şifrelerini biliyordum, çünkü bizlere kişisel
işlerini yaptırıyorlardı. Bir keresinde bununla ilgili sorun yaşadık.
Elim sabunlu cam silerken önündeki çay ocağından servis yapmam için
işimi bıraktırıp kendisine hizmet ettiriyordu. Evlerinin faturalarına
kadar bize yatırtıyorlardı. Yemek yetmediği zaman, freeshopa kadar
gidip onlara yemek getiriyorduk. Tuvalete bile kapattılar, ortalıkta
görünmememiz için herhalde . Arlanıyorlardı herhalde bizden, her
işlerini yaptırırken arlanmıyorlar ama bizi görmekten rahatsız
oluyorlardı. Yönetim geldiğinde bizi kaybediyorlardı, ortalıkta
olmamızdan rahatsız oluyorlardı. "Gidin tuvalete, dışarıda bekleyin"
diyorlardı.
Bir gün yine böyle yönetim geliyordu elimde bez
tuvaletleri silerken, elimi yıkamama bile fırsat vermeden çay koymamı
istedi. Çayları koydum, sonra bana "git şimdi tuvalette bekle" dedi. Bu
hep böyleydi.
.....
2.işçi: Ben de apron terminal işçisiyim.
Türk Hava Yollarına 1988'de girdim, lise mezunuyum. 88'de lise mezunu
olmak iyi bir öğrenim derecesiydi.
Şefler, müdürler yemeğe gitmediklerinde kumanyalarını ayaklarına getirtiyorlardı.
Para
çekmek, yatırmak, fatura ödemek gibi işlerini bizlere yaptırıyorlardı.
Çay götür getir zaten asli görevimiz olmuştu. Bizim yaptığımız işler
taşeron firmaya verildiği için bize gerek kalmadığını söylediler. Bizi
hiç değil daha gençken çıkarsalardı. O zaman gençtik, şimdi 40
yaşındayız.
......
3.işçi:88'de işe girdim. Hava yağmurlu, karlı,
sıcak olduğunda, "kim gidecek yemeğe bana kumanya getir" diyorlardı.
Koşa koşa gider kumanyayı getirirsin, bu seferde onu beğenmezler "git
bize dışarıdan yemek al" derlerdi. Diyelim yemeği getirdik ama ketçap
unuttuk örneğin, bu sefer git onu al gel. VIP'de temizliği de biz
yapıyorduk. Bir arkadaşım pislikten hastalanarak 10 gün rapor almak
zorunda kaldı. Bu işler taşeron firmaya verilmiş, artık bize ihtiyaç
kalmamış. Biz zaten ne iş yapıyormuşuz.
.....
4.işçi:Taşeronda
çalışanlarda ekmek parası için çalışıyor. Onların yetişemediği yere biz
yetişiyorduk. Taşerondan sonra daha çok yorulur olmuştuk. Yoklamalar,
kontuvarlar, bir uçtan bir uca yürümek zor. Gece türk kahveleriyle,
çaylarıyla uğraş, yetmez ortada değirmen taşı gibi gez. Emekli olmama
sadece 20 ay vardı.
Eşim 12 yıldır kroner kalp hastası. Hep
hastanelerdeyiz. Oğlumun işi yok, kızım okulu daha yeni bitiriyor, onun
sigortası yok, keza öbür çocuğum okuyor, ev desen kira. Yani aslında
"öl" diyorlar. Benim elimden sosyal güvencemi alıp, sonra diyorlar ki
"git yeşil kart için sıraya geç yine devletten sağlık yardımı al".
Bunca yıl çalıştıktan emek verdikten sonra şimdi ben niçin böyle bir
uğraşa gireyim. Hırsızlık yapmadım, yüz kızartıcı bir suç işlemedim.
Nedir bu rezalet? Nedir bizim suçumuz? Eşim ilaçlarını kullanamazsa 6
ay sonra ölecek. Açlığı, sefaleti bir kenara koyuyorum yavan ekmek
yenir ama ölüme çağre bulamam. Eşimi yoğun bakımdan çıkardım buraya
geldim, sinirlerim altüst.
....
5.işçi: Böbrek hastasıyım biri çalışmıyor. Her şeyi yaptık, halılara duvarlara kadar sildik.
18 yıl çalıştım, 3 sene de önceden 21, senemi yaktılar.
İşimizi
istiyoruz. Rahatsız olduğumu bile bile işime son verdiler. Bu yaştan
sonra ne yaparız, nerede gider çalışırız bilmiyorum. Resmen sokakta
kaldık.
....
6.işçi:Bölümde 21 kişi çalışıyorduk. Bazı
arkadaşlarımızı başka bölümlere geçirdiler. Biz de lise mezunuyduk,
bizleri de belki başka bir bölümde değerlendirebilirlerdi.
Biz cahilsek bizi yetiştirebilirlerdi. Biz orayı evimiz olarak bildik, işyeri olarak değil.
....
7.işçi:
Kış günü karda atletle çalışır, bunların temizliğini yapardık. Kötümü
olduk. Çay getir kahve götür. Çelebinin aslı yok. 86'dan beri
çalışıyorum. Amirlere şeflere günde 15-20 kez kumanya taşıyoruz.
....
8.işçi:
İşe girdik gireli böyle kötü muamele, bu bizim hayatımız oldu. Çünkü
muhtacız biz bu paraya, çünkü çocuklarımız var, ev geçindiriyoruz,
mesuliyetlerimiz var. Şimdiye kadar sendika duymamıştır bizim
dertlerimizi, "aman işimizi yapalım" diye bu güne kadar yuttuk.
Demedik ama demekte fayda varmış; sustuk yuttuk bu hale geldik.
Sendikayı
bilmiyorduk, zaten hiç vaktimiz olmadı, kol gücüyle de çalıştığımız
için çok yorgun oluyorduk. Haklarımız nedir? Ne değildir? Şimdiye kadar
öğrenmedik, öğrenemedik.
....
9.işçi:Masajlarını bile yaptık,
bizim ise hiç yorulmaya hakkımız olmadı. Kış kurularını yaptık,
düğmelerini diktik, tuvaletlere orkidlerine kadar götürdük. Orkidleri
tuvaletlere attılar, elimle çıkardım, lekesi çıktı, "benim midem
bulanıyor sileceksin burayı" dedi. Onun bulanıyor da benim bulanmıyor
mu. Ben insan değil miyim?
50 yaşandayım. Bu parayı hak edeceksen bunları yapacaksın diyorlardı.
Kumanyayı beğenmedikleri için bir günde üç kez yemek taşıdığımı bilirim.
Kaynak: www.havais.org.tr/







