Sakarya Üniversitesi tarafından düzenlenen " Depremler ve Zarar Azaltma Bilinci" başlıklı konferansa konuşmacı olarak Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Gülay Altay ve Kandilli Rasathanesi Ulusal Deprem İzleme Merkezi Müdürü Dr. Doğan Kalafat katıldı. Süleyman Demirel Konferans Salonu'nda düzenlenen konferansta Altay ve Kalafat, Kandilli'nin çalışmalarını anlattıktan sonra öğrencilerin sorularını yanıtladı. Altay, depremlerin kaotik olaylar olduğunun unutulmaması gerektiğini belirterek, önceden nerede olacağının kesin olarak bilinmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Depremleri engellemenin mümkün olmadığını ancak alınacak tedbirle zararlarının en aza indirileceğini söyleyen Altay, " Depremlere hazırlı olmak üzere bütün güçlerimizi toplamamız gerekiyor. Beklenen depremsellik pek çok bölgemizde var. Ama biz hazırlığımızı yaparsak ve bunun gereğini yerine getirirsek çok daha az zararla bu işin içinden çıkarız. Depremlerde ülkemizin insanımızın zarar görmemesi için bulunduğumuz mekanların sağlam ve kuralına göre yapılması gerekiyor. Her türlü elemanı bağlarsak bu depremler bizi ilgilendirmeyecektir. Bilhassa yeni yapılan binalarda bu çok dikkat etmeliyiz" dedi.
İstanbul'da 1.5 milyona yakın yapı stokunun bulunduğunu vurgulayan Altay, " Bunların yüzde 90'ı güçsüz, depreme dayanıksız yapılar. En dayanıksız olana bakalım. Avcılar gibi yerlere, bunlara kentsel dönüşümler yapılabilir. Neden bir şey yapılmıyor diyemeyiz. Bu biraz da vatandaştan kaynaklanıyor. Biz bunu talep etmeliyiz. Depreme dayanıksız yapılara değer vermeye devam ediyoruz. Bunun sıfırlanması lazım" diye konuştu.
Daha sonra konuşan ve bu coğrafyada yaşamanın bedeli olduğunu söyleyen Kalafat, " Depremlerin nerede olacağı bilinemez. Dolayısıyla biz İznik'i, Erzincan'ı deprem olacak diye beklerken başka bir yerde de olabilir. Bu coğrafyada yaşamanın bedeli depreme dayanıklı binalarda oturmak ve depreme her an hazırlıklı olmaktır. Onun dışında 15, 20, 30 ve maksimum 45 saniye sallanacağız o kadar" ifadelerini kullandı.
Doğu Anadolu fay hattındaki hareketliliğin İstanbul'da beklenen depremi tetikleyip tetiklemeyeceği yönündeki bir soru üzerine Kalafat, İstanbul ile söz konusu fay hattının arasında hemen hemen 800 kilometre mesafe olduğunu hatırlatarak, İstanbul depremini tetiklemesi için bir çok yerin kırılması gerektiğini kaydetti. Ülkemizin büyük bir kısmının Kuzey Anadolu Fayı ile Doğu Anadolu fay hattı üzerinde olduğunu belirten Kalafat, " Bu iki fay hattının kesiştiği bir bölge söz konusu. Karlıova bölgesi gibi. Dolayısıyla bu bölgenin enerjisinin açığa çıkması, stres rejiminin dengelenmesi için sürekli bir aktivite olması söz konusu. Böyle bir aktivite olacak veya hiç kırılmadan ana fay üzerinde kırılmalar olacak. Bunun içinde çok fazla enerji birikmesi lazım. Böyle bir durum olmadığı için daha kırılgan bir yapı mevcut. Baklava dilimi gibi. Karlıova tarafı baklava dilimi gibi kesilmiştir. Buradaki faylardan dolayı bu aktivite kaçınılmazdır. Bu coğrafyanın bize getirdiği o bölgedeki yaşamanın bedeli, her zaman depreme hazırlıklı olmakta yatmaktadır. Bunlar deprem tahmini değil, zaten elimizdeki 100 yıllık veriye baktığımız zaman her yıl 5.5 büyüklüğünde bir deprem oluyor. Her 5 yılda bir de 6'nın üzerinde deprem oluyor. 2003 Bingöl Depremi'nden beri deprem yok. Ülkenin herhangi bir yerinde orta büyüklükte bir deprem olması çok doğal. Bu bir tahmin değil. Bu coğrafyanın getirdiği bir gerçektir" diye konuştu.
Bir soru üzerine depremin önceden bilinmesinin söz konusu olmadığını kaydeden Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Gülay Altay, bu konuda Kandilli'nin özel bir çalışması olmadığını belirtti.
Depremi engelleyemeyiz.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Gülay Altay, depremi engelleyemeyeceklerini ancak alınacak tedbirlerle zararlarının en aza indirilebileceğini söyledi.







