İnanmak bir ayrıcalıktır ve insan olarak yükselme yolunda atılan en önemli ilk adımdır. En az bu ilk adım kadar önemli olan ikinci bir adım da, insanın, inandığı değerleri hayatına taşımasıdır. İşte ideal mümin de budur. İç ve dış bütünlüğünü sağlamış ideal mümin tipi bir ütopya değildir. O, tarihin pek çok döneminde farklı renkleriyle kendini göstermiştir. Günümüzde de, kitaplarda resmedilen, o imanlarının davranışlarına aksettiği Allah adamları diyebileceğimiz gerçek müminleri bulmak mümkündür.

Kur'an-ı Kerim'de pek çok ayette " İman edip salih amel işleyenler" ifadesi geçmektedir ki, " salih amel" kelimesinin üzerinde durulmalıdır. Öncelikle " amel" kelimesi, Fransızcadan dilimize giren aksiyon kelimesinin anlam alanını da kapsayacak şekilde söz, fiil ve hatta iç tepkilerimizi de içine alır. Yerinde çirkin bir durum karşısındaki tavrımız, elimizle, dilimizle olur; yerinde de kalbimizle. İşte bütün bunlar " amel" kelimesiyle ifade edilir. Amelde niyet ve kast söz konusudur.

İŞİNİ SAĞLAM YAPAR

Sadece bir aksiyon ortaya koyma da yeterli değil. Çünkü ortaya konan aksiyonun nasıl olacağı söylenmezse yapacağım derken yıkmalar meydana gelebilir ki, o hususta ayet bizi yönlendiriyor. " Salih" yani arızasız bir iş, bir aksiyon ortaya koymamız isteniyor bizden. Salih kelimesi Arapça'da, fesadın zıttı olup, " doğru ve sağlam oldu, düzeldi, fesad kendinden gitti" manasını ifade eden kökten gelir. Mümin de gerek sözüyle, gerek eliyle, gerek kalbiyle ortaya bir amel/iş koyarken, onun doğru, sağlam, düzgün ve arızasız olmasına dikkat eder. Salih kelimesi aynı zamanda " sulh" yani barış manasını da içinde bulundurur. Bütün bu manalar çerçevesinde ele aldığımızda, " salih amel" e, " müspet hareket" diyebiliriz. Bütün düşünce, söz ve davranışlarında mümin, yapıcı, hoşgörülü, barışçı olmalı; çatışmacı, zorlaştırıcı ve itici olmamalıdır.

SEVER VE SEVİLİR

Evet, mümin, arızasız iş yapmanın yanıbaşında, yaptığı işlerinde toplum içinde denge unsuru olur, barıştırmayı, uzlaştırmayı, bir arada yaşamayı hareketlerinin önüne hedef olarak koyar. Bunu bir hadis çok açıkça ifade eder: " Mümin, çevresini sever, çevresi tarafından sevilir. Böyle çevresini sevmeyen ve çevresi tarafından sevilmeyen müminde hayır yoktur."

(Müsned, 2/400; 5/335) Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i şeriflerde inananların vasıflarına baktığımızda, genel olarak şunları görürüz: Mümin, Allah'a çok iyi inanmıştır, o kadar ki, yaptığı ibadetleriyle gözünün önünde bir cennetin inşa edildiğini görüyor gibidir. İbadetlerini de coşkuyla yapar, " ah keşke daha çok namaz kılsam, ah keşke nisaba bâliğ malım olsa da zekat versem" sözleri, gerçek müminin arzularıdır.

İDEAL BİR MUMİNİN ÖZELLİKLERİ

Mümin tam bir mütevazı kuldur. Kibirlenmez, büyüklenmez. İffetine düşkündür. Gözünü, gönlünü haramdan korur. Tam bir saygı âbidesidir. Geçimlidir, herkes onunla beraber olmayı başkalarına tercih eder. Etrafına hep faydalıdır. Tam bir muhasebe insanıdır. Kendisinin savcısı, başkasının ise avukatıdır. Baktığınızda yüzüne Allah'ı hatırlatacak kadar bir derinlik, oturup yanına dinlediğinizde de sizi irşat edecek kadar bir ilmî ve hâlî derinliği vardır. Az yer, az içer, az uyur ve Allah'ın kâinattaki icraatları karşısında hep hayret ufkundadır. Bütün insanlar kendilerini onun karşısında güvende hissederler. Muameleleri, şeytanın fesat karıştırmalarına karşı kapalı olacak şekilde sağlam, aldanmayacak kadar da müsamahalıdır. Belki aldanır ama asla aldatmaz. Diğergamdır, Müslüman kardeşlerinin derdine ve sevincine ortaktır. Tevbe en büyük şiarıdır. Dua ise keşfettiği en büyük sırrı. Şeytanını yorar, nefsin istekleri karşısında hep cimridir. İşlediği günah onu iki büklüm eder, işlediği bir hayır ise perişan. Akıllıdır, aklını hep kullanır ve devamlı tefekkür eder. Konuştuğu dili iyi kullanır, ağzı bozuk, lanet okuyan bir tip değildir.