Havalimanlarında Portclinik markasıyla sağlık hizmeti, çalışma hayatında iş sağlığı ve güvenliği alanlarında faaliyet gösteren Tez Medikal Sağlık Hizmetleri Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Kurt Atatürk Havalimanı’nda faaliyetlerini tanıttı. Kurt, “Şirket olarak şuanda 79 ilde faaliyet gösteriyoruz. 46 havalimanında sağlık hizmeti veriyoruz. Şuan da Türkiye'de ki havalimanlarının aşağı yukarı tümünde hizmet veriyoruz. Özelleşmiş havalimanlarının işletmeci kuruluşlarla çalışıyoruz. Diğer havalimanlarında ise DHMİ ile çalışıyoruz. Aşağı yukarı bir hacim oluştu. Biz 2006'da başladığımızda havalimanlarında sağlık hizmeti diye bir pazar yoktu. Şuan da elle tutulur büyüklükte bir potansiyel oluştu. 2000 yılında Med-Line ile THY arasında hasta ve engelli hizmetlerinin daha gelişmiş standartlarda yapılması için bir çalışma başlatılmıştı. O zamanlar ayda 900 vaka taşınırken şuan da 35 Bin vaka taşınıyor. Bu rakam sadece İstanbul için geçerli. Ülke genelinde çok ciddi rakamlara ulaştık” dedi.

ATATÜRK HAVALİMANI İLK GÖZAĞRIMIZ

Şirketlerinin Atatürk Havalimanı’yla beraber büyüdüğüne dikkat çeken Kurt, “Havalimanının büyümesi, yolcu sayısının artmasını gördük yaşadık. Bizimde doğduğumu yer burası ve burayı çok önemsiyoruz. Havacılık sektöründe ki ticari faaliyetlerimizde kar ettiğimizi söyleyemeyiz. Bizim açımızdan stratejik önemi yüksek. Doğduğumuz yer olduğu için, psikolojik olarak da çok önemli. Havacılık sektöründe ki faaliyetlerimizi genişleterek sürdürmeyi düşünüyoruz. Şirket ciromuzun yaklaşık  yüzde 60'ı havacılık dışı faaliyetlerden, yüzde 40'ı havacılık faaliyetlerinden geliyor. 2000 yılında gelirlerimizin yüzde 90'ınını oluşturuyordu. Havacılık sektöründe de büyüdük görüldüğü gibi. Ama havacılık dışında ki büyüme hızımız daha hızlı. İnşallah 2016-2017 yılları arasında ilk 500 şirket arasında girmek gibi bir hedefimiz var” diye konuştu.

SAĞLIK ORDUSUYLA ÇALIŞIYORUZ

Sadece Atatürk Havalimanı'nda hasta taşıma grubunda 200 kişi çalıştığını belirten Kurt “Ambulans ve klinik ekipleri sayarsanız, apron tarafındakilerle beraber en az 350 kişi çalışıyor Atatürk Havalimanı'nda. Hatırlarsanız Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım döneminde burada "5555" sistemi açılışı yaptık. Daha sonra bunun arkasını getiremedik. Bunun amacı şu idi, Dünyanın en iyi acil servis hizmetleri havalimanı akreditasyonunu alalım diye konuştuk o zaman. Niye yapamadığımızın detayına girmeyeceğim ama işe hepimizin sahip çıkması gerekiyor. Sadece bizim bu işi çekip çevirmemiz yeterli bir şey değil. Ama şöyle bir fayda oldu o zaman. Türkiye'de ki tüm havalimanlarında, Sabiha Gökçen Havalimanı hariç "5555" numarasıyla acil çağrı veriliyor. 2006 yılında bizim ilk gördüğümüz şey; burada THY'nin TAV'ın DHMİ'nin ayrı santralleri vardı. Acil durumda nereye aramamız gerektiğini bilmiyorduk. Binali Bey döneminde yaptığımız çalışmayla bu santralleri birbirine bağladık. "5555" nereden ararsanız bize düşüyor. Hayal şu idi, herhangi bir yerde ki santralden bizi aradığınızda biz hastanın nerede olduğunu görebileceğimiz bir alt yapıya doğru götürmek istedik. Ama bunu 3.Havalimanı'nda yapacağız. Kimse "burada yolcu var" demeyecek. Numara çevrildiğinde  sistemle beraber çağrının geldiği yer ile telefon numarasını eşleştirebiliyorsunuz” şeklinde konuştu.

3. HAVALİMANINA HASTANE YAPABİLİRİZ

İstanbul’a yapılan üçüncü havalimanında hizmet vermek için gerekli girişimleri yaptıklarına değinen Kurt “Bizim burası için düşündüğümüz "Havacılığa" özelleşmiş 50 yataklı bir hastane düşüncemiz var. Şuanda 3.Havalimanı için düşünüyoruz. İhaleyi alan işletmenin 2017 yılında büyük terminali devreye alması gerekiyor. Şimdi detayın biraz şekillenmesi lazım. 3.Havalimanına ilgisiz kalmamız mümkün değil. 46 Havalimanında çalışıp 3.Havalimanına girmememiz pek düşünülecek birşey değil.Türkiye'de artık Havacılık Tıpbı Terminolojisi gelişiyor artık. Biliyorsunuz uçucu personelinde periyodik işleri var. Ben 3.Havalimanında hastane olması gerektiğini düşünüyorum. Şehir merkezinde ki gelişmiş sağlık merkezlerine de uzak orası. 3.Havalimanında kapsamlı hizmet sunabilir bir sağlık organizasyonuna ihtiyaç var. Bu organizasyon tek bir hastaneyle yeterli değil. Bizim, 3.Havalimanı için dizayn ettiğimiz projede 24 saat faaliyet gösteren 3 adet acil yardım ve yoğun bakım ambulanslı bir alt yapı gerekiyor. Bir ana sağlık ünitesinin yanında küçük terminallerde orada ki ihtiyaçları karşılamak için daha küçük üniteler olması gerekiyor. Sanırım binalar şekillenmeye başladığı zaman bu detaylar daha da netleşir” diye konuştu.

EBOLA VAKALARI İÇİN KOORDİNASYON ŞART

Geçtiğimiz günlerde Atatürk Havalimanı’nda yaşanan ebola alarmlarına da değinen Kurt, Prosedür olarak normal hasta çağrılarında ilk müdahaleyi biz yapıyoruz. Eğer vaka Ebola Şüphesi ya da herhangi bir salgın hastalık şeklinde anons edilirse Hudut Sahil bakıyor. Bizde Hudut Sahile destek veriyoruz. Bize çağrı şu şekilde geliyor. "Şu körükte, şu kapıda, şu bölgede ateşi olan yada göğüs ağrısı olan" diye çağrı geliyor. Bize "Ebola şüphesi olan Somali'den gelen vaka" diye bir çağrı gelmiyor. Biz hastayla temas etmeden nereden geldiğini bilmiyoruz. Aslında entegre bir alt yapı olsa aslında daha iyi olacak. Şuna ihtiyaç var aslında; bu özel bir eğitim gerektiren bir durum. Çağrıyı kim veriyor; pilot veriyor. THY'nin koordinasyon masasından geliyor. TGS'den veya olisten geliyor. Çağrının geldiği birçok nokta var. Şu anda THY'nin destinasyonlarında Ebola vakasının görüldüğü bir nokta yok. Dolayısıyla burada daha yüksek bir koordinasyona ihtiyaç var. Biz kendi içimizde bir eğitim uygulaması yaptık. Havalimanında ki bazı kuruluşların işyeri hekimliği hizmetini de biz veriyoruz. Bu konuda çalışanların sağlığı açısından ekstra bir çalışma da yapılıyor” şeklinde konuştu.

EBOLA’DA KOORDİNASYON NASIL OLMALI ? 

En önemli unsurun ebola ihbarının doğru kaynaktan ve detaylı olarak gelmesi gerektiğine işaret eden Kurt, “Bir kere bilgi doğduğu kaynaktan doğru gelmelidir. Nedir bu ? "Şurada vaka var" . Orada ki vakada, ben bakanlıkta yetkili olsam uygulamayı şöyle yaparım. Şüpheli bölgeden gelen her uçağı içinde hasta varmış gibi değerlendiririm. Uçağı özel bir yere alırım. Buradan özel bir ekip gider. Ateş ölçümü ve genel muayene yapar. Şüpheli bir işlem görürse müdahale eder, görmezse normal tahliyeyi yapar. Almanya'ya veya yurtdışına gittiğinizde şüpheli bir durumda uçağı boşaltmayı engelliyorlar. Ben olsam bu tür ölümcül ve patlama riski taşıyan durumlar kesin olarak bunu yaparım. Ama bugün itibariyle bir vaka olmadığı için ve vaka ile bir temas olmadığı için vakanın Atatürk Havalimanında ve Türkiye'de yer bulmasına imkan yok. Şuanda elle tutulur bir risk yok. Risk şu; İstanbul trafiği çok yoğun olduğu için, vakaların aktarmalı yolcularla gelme ihtimali var. Hastalığın taşıdığı ölümcül riskin yüksek olduğunu düşünürsek vaka olmadan önlem almamızın çok önemli olduğunun altını çizmeliyiz. Burada her alan içerisinde çalışan personel dahil olmak üzere, Eylül ayından itibaren grip vakaları patlamaya başlar. Burada olayın iyi değerlendirilmesi lazım. Koordinasyonla kastettiğim şeyde bu. Her ateşi yükseleni her burnu akanı hastayı  "Ebola" diye değerlendirip çalışanları ayrı yere koymak karantinaya almak çok akıllı bir durum olmaz. Tekrar söylüyorum burada Sağlık Bakanlığı'nın yönetiminde ilgili birimlerin koordinasyonu arttırılarak bu süreç yönetilebilir diye düşünüyorum” diye konuştu.

 

(HABER:CEMİL YILDIZ)